Apple'ın CEO'su Tim Cook'un görev süresi boyunca şirketin Çin'deki üretim ağı kusursuz bir verimliliğe ulaştı. Ancak bu başarının bedelini milyonlarca Çinli işçi ağır çalışma koşulları, düşük ücretler ve kısıtlı haklarla ödedi. Cook'un mirası, teknoloji devinin kâr rekorları ile insan hakları ihlalleri arasındaki derin çelişkiyi gözler önüne seriyor.
Üretim Cenneti, İşçi Cehennemi
Tim Cook, 2011'de Steve Jobs'un yerine geçtiğinde Apple'ın tedarik zinciri zaten büyük ölçüde Çin'e bağımlıydı. Cook, bu bağımlılığı daha da derinleştirerek Foxconn, Pegatron ve Wistron gibi Tayvan merkezli üreticilerle ilişkileri güçlendirdi. Bugün iPhone'ların büyük bölümü, Çin'in Zhengzhou, Shenzhen ve Chengdu gibi kentlerindeki dev fabrikalarda monte ediliyor. Apple'ın 2023 mali yılı geliri 383 milyar doları aşarken, bu devasa kârın önemli bir kısmı Çin'deki düşük maliyetli işgücü sayesinde elde edildi.
Ancak bu üretim modelinin insani maliyeti ağır oldu. Çalışma koşullarına dair sayısız rapor, işçilerin günde 12 saati aşan vardiyalarda, aşırı tempoda ve sağlıksız ortamlarda çalıştığını ortaya koydu. 2010'da Foxconn'un Shenzhen tesislerinde yaşanan intihar dalgası, Apple'ın tedarik zincirindeki sorunları küresel gündeme taşıdı. O dönemde şirket, işçi ücretlerini artıracağını ve çalışma saatlerini iyileştireceğini duyurdu. Ancak yıllar sonra yapılan bağımsız denetimler, vaatlerin büyük ölçüde kağıt üzerinde kaldığını gösterdi.
Çin'in iç çalışma yasaları, işçilere haftada 40 saatten fazla çalışma durumunda fazla mesai ücreti garanti ediyor. Fakat Apple'ın tedarikçilerinde bu kuralın sistematik olarak ihlal edildiği biliniyor. İşçiler, fazla mesaiye zorlandıklarını, ücretlerin düşük tutulduğunu ve sendikal hakların engellendiğini aktarıyor. Özellikle Apple'ın yeni ürün lansmanları öncesinde fabrikalarda "ölüm maratonu" olarak adlandırılan yoğun çalışma dönemleri yaşanıyor. 2019'da bir Apple tedarikçisinde çalışan işçiler, ayda 100 saatten fazla fazla mesai yaptıklarını açıklamıştı.
Küresel Tedarik Zincirinin Görünmeyen Yüzü
Apple, dünyanın en değerli şirketi olarak küresel tedarik zincirinin en güçlü aktörlerinden biri. Şirketin Çin'deki üretim ağı, sadece kendi ürünlerini değil, dünya genelinde tüketici elektroniği sektörünün tamamını etkiliyor. Cook yönetiminde Apple, tedarikçilerinden daha düşük maliyet ve daha hızlı teslimat talep ederek sektörde bir standart oluşturdu. Bu standart, diğer teknoloji şirketlerinin de benzer yöntemlere yönelmesine yol açtı. Böylece Çin'deki işçi sömürüsü, tüm sektöre yayılan yapısal bir sorun haline geldi.
Öte yandan Apple, son yıllarda Çin'e bağımlılığı azaltmak için Hindistan ve Vietnam gibi ülkelere yöneliyor. Ancak bu kayma, Çin'deki işçiler üzerindeki baskıyı hafifletmiyor; aksine, yeni üretim merkezlerinde de benzer işçi hakları ihlalleri rapor ediliyor. Cook'un mirası, şirketin kârlılığını artırırken, küresel tedarik zincirindeki güç dengesizliğini derinleştirdi. Bugün Apple, Çin'deki üretiminin insan hakları boyutunu görmezden gelmekle eleştiriliyor. Şirket, tedarikçi denetimlerini artırdığını ve işçi haklarını iyileştirdiğini savunsa da bağımsız gözlemciler, somut ilerlemenin sınırlı olduğunu belirtiyor.
Çin hükümeti, Apple gibi yabancı şirketlerin ülkedeki üretim faaliyetlerini ekonomik büyümenin motoru olarak görüyor. Bu nedenle işçi hakları ihlallerine yönelik denetimler yetersiz kalıyor. Öte yandan ABD-Çin ticaret savaşları ve jeopolitik gerilimler, Apple'ın iki ülke arasında sıkışmasına neden oluyor. Tim Cook, bir yandan Çin pazarına erişimi korumaya çalışırken, diğer yandan Washington'un baskılarıyla karşı karşıya. Bu denge siyaseti, şirketin işçi hakları konusundaki tutumunu da etkiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Tim Cook'un Çin'deki mirası, Türkiye'nin küresel tedarik zincirindeki konumunu da yakından ilgilendiriyor. Apple'ın üretimini çeşitlendirme çabaları, Türkiye'yi potansiyel bir üretim üssü olarak öne çıkarabilir. Ancak Türkiye'nin işçi hakları ve çalışma koşulları konusundaki karnesi, benzer eleştirilere açık. Öte yandan Çin'deki işçi sömürüsü, küresel ticaretin adil olmadığını gösteriyor. Türkiye, Avrupa Birliği ile tedarik zinciri düzenlemeleri kapsamında işçi haklarına saygılı üretim standartlarını benimseyerek bu alanda fark yaratabilir. Ayrıca, teknoloji şirketlerinin Çin bağımlılığı, jeopolitik riskleri artırıyor; Türkiye'nin bu riskleri yönetmek için stratejik ortaklıklar geliştirmesi gerekiyor.