İngiltere ve Galler'de su endüstrisinin özelleştirilmesini başlatan eski Muhafazakâr bakan, Thames Water gibi şirketlerin bu denli ağır borç yükü altına gireceğini hiç tahmin etmediğini söyledi. 1989'da su sektörünü özelleştiren dönemin bakanı, mevcut krizin sorumluluğunu düzenleyici kurumların başarısızlığına yükledi.
Özelleştirmenin Mimarından Çarpıcı İtiraf
1989 yılında İngiltere ve Galler'de su hizmetlerinin özelleştirilmesini hayata geçiren dönemin Çevre Bakanı, bugün Thames Water'ın içinde bulunduğu mali çıkmazı öngörmediğini açıkladı. Bakan, özelleştirme sürecinin temel amaçlarından birinin şirketleri verimli ve rekabetçi kılarak tüketiciye daha iyi hizmet sunmak olduğunu, ancak şirketlerin zamanla kontrolsüz borçlanmaya gittiğini belirtti.
Thatcher hükümeti döneminde başlatılan özelleştirme dalgası, ülkenin altyapı sektörlerinde köklü bir dönüşüm yaratmıştı. Elektrik, gaz ve telekomünikasyonun ardından su sektörü de 1989'da halka arz edilmişti. O dönemde 10 bölgesel su şirketi hisseleri satışa çıkarılmış ve sektör tamamen özel mülkiyete geçmişti. Ancak aradan geçen 35 yılda şirketlerin finansal yapısı, düzenleyici çerçevenin yetersizliği nedeniyle kırılganlaştı.
Eski bakanın itirafı, İngiltere'de su sektörünün karşı karşıya olduğu krizin boyutunu gözler önüne seriyor. Thames Water, 2023 yılında 14 milyar sterlini aşan borcuyla iflas koruması başvurusu yapma noktasına gelmiş, hükümetin acil müdahalesiyle geçici olarak ayakta tutulmuştu. Şirket halen 16 milyon müşteriye hizmet veriyor ve borç yükü 15 milyar sterlinin üzerinde seyrediyor.
Düzenleyici Kurumların Sessiz Kalışı ve Borç Sarmalı
Uzmanlara göre, Ofwat (Su Hizmetleri Düzenleme Kurumu) şirketlerin sermaye yapılarını denetlemede yetersiz kaldı. Şirketler, düşük faizli dönemlerde borçlanarak hissedarlara yüksek temettü dağıttı; altyapı yatırımları ise sürekli ertelendi. Bu durum, kanalizasyon taşmaları, su kaçakları ve çevre kirliliği gibi sorunları beraberinde getirdi.
Eski bakan, "O dönemde şirketlerin bu kadar borçlanabileceğini ve düzenleyicinin buna göz yumacağını tahmin etmemiştim" diyerek pişmanlığını dile getirdi. Ayrıca, özelleştirme sonrası oluşturulan düzenleyici kurumun şirketler üzerinde yeterli denetim gücüne sahip olmadığını, hükümetlerin de siyasi kaygılarla müdahaleden kaçındığını vurguladı.
İngiltere'de su şirketlerinin borçları toplamda 60 milyar sterlini aşmış durumda. Thames Water'a ek olarak Southern Water, South East Water gibi şirketler de finansal zorluklarla boğuşuyor. Geçtiğimiz yıl yaşanan kuraklık ve altyapı yetersizlikleri, halkın özelleştirmeye olan güvenini iyice sarstı. Kamuoyu araştırmaları, İngilizlerin büyük çoğunluğunun su sektörünün yeniden kamulaştırılmasını istediğini gösteriyor.
Hükümet ise şirketleri borçlarını azaltmaya ve altyapı yatırımlarını artırmaya zorluyor. Ofwat, 2025-2030 dönemi için su faturalarına yüzde 21'e varan zam yapılmasına onay verdi; ancak bu artışın tüketiciler üzerindeki yükü hafifletmeyeceği, aksine enflasyonu körükleyeceği belirtiliyor. Muhalefet, su şirketlerinin kârlarını altyapıya yatırmadığını, temettü dağıtımına öncelik verdiğini savunuyor.
Küresel Piyasalar ve Altyapı Özelleştirmeleri Üzerindeki Etkileri
İngiltere'deki su krizi, dünya genelinde altyapı özelleştirmelerinin sorgulanmasına yol açıyor. Şili, Fransa ve Avustralya gibi ülkelerde de benzer modeller uygulanıyor; ancak düzenleyici çerçevenin güçlü olduğu ülkelerde sorunlar daha az yaşanıyor. Örneğin Fransa'da su hizmetleri belediyelerin kontrolünde ve özel şirketler sadece işletmeci olarak görev yapıyor. İngiltere modeli ise tam mülkiyet devrini içerdiği için düzenleme boşluklarına daha açık.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası, altyapı yatırımlarında özel sektör katılımını desteklese de, son yıllarda düzenleyici reform çağrılarını artırdı. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde su, enerji ve ulaştırma gibi doğal tekellerin özelleştirilmesi, yolsuzluk ve fiyat artışları nedeniyle tartışma konusu. İngiltere'deki Thames Water vakası, bu tür özelleştirmelerin uzun vadeli risklerini gözler önüne seriyor.
Öte yandan, küresel su şirketleri de borç sarmalından muzdarip. İspanyol FCC ve Fransız Veolia gibi devler, yüksek faiz ortamında borç çevirmekte zorlanıyor. Bu durum, su hizmetlerinin fiyatlarını yukarı çekerek enflasyonist baskı yaratıyor. Gıda ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmalara alışkın olan piyasalar, artık su fiyatlarını da yakından izliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'deki su özelleştirmesi krizi, Türkiye'nin kendi altyapı politikaları için önemli dersler içeriyor. Türkiye'de su hizmetleri büyük ölçüde belediyeler ve Devlet Su İşleri (DSİ) eliyle yürütülüyor; özelleştirme tartışmaları ise sınırlı. Ancak enerji ve ulaştırma sektörlerinde uygulanan yap-işlet-devret modeli, benzer düzenleyici riskleri barındırıyor. İngiltere örneği, özelleştirmenin tek başına verimlilik getirmediğini, güçlü ve bağımsız düzenleyici kurumlar olmadan kamu yararının zarar görebileceğini gösteriyor. Türkiye, artan kuraklık ve su kıtlığı riski karşısında su yönetimini güçlendirmeli, altyapı yatırımlarını şeffaf ve hesap verebilir bir çerçevede planlamalı. Aksi halde benzer bir borç-fiyat sarmalıyla karşılaşabilir.