Soğuk Savaş'ın bitiminden bu yana dünyayı şekillendiren liberal uluslararası düzen, ABD'nin küresel liderlik rolünden çekilmesiyle birlikte hızla aşınıyor. Bu düzenin "terk edilmesi", yalnızca bir süper gücün geri çekilmesi değil; çok kutuplu, belirsizliklerle dolu ve güç mücadelelerinin yaşandığı yeni bir dönemin habercisi. Peki, Amerika sonrası dünyada uluslar nasıl bir yol haritası izleyecek? Türkiye gibi orta ölçekli güçler bu yeni düzende nasıl bir rol üstlenecek?
Liberal Düzenin Çöküşü ve Güç Boşluğu
1990'larda Francis Fukuyama'nın "tarihin sonu" teziyle özdeşleşen liberal demokrasi ve serbest piyasa ekonomisi, küresel bir norm olarak kabul edilmişti. Ancak 2008 mali krizi, artan eşitsizlikler, göç dalgaları ve yükselen popülizm, bu düzenin iç çelişkilerini gün yüzüne çıkardı. ABD'nin özellikle Trump döneminde çok taraflı anlaşmalardan çekilmesi ve Biden yönetiminin dahi önceliklerini Asya'ya kaydırması, Washington'un eski hevesini yitirdiğinin göstergesi. Bu güç boşluğu, Çin ve Rusya gibi revizyonist güçlerin yanı sıra bölgesel güçlerin de alan açılmasını sağladı.
ABD'nin geleneksel müttefikleri, özellikle Avrupa Birliği ülkeleri, güvenliklerini sağlamak için yeni arayışlara girdi. NATO içinde yaşanan gerilimler, AB'nin kendi savunma mekanizmalarını oluşturma çabalarını hızlandırdı. Ancak Avrupa'nın enerji bağımlılığı, Rusya ile ilişkileri ve iç siyasi krizleri, bu kıtanın bağımsız bir aktör olmasını zorlaştırıyor. Bu durum, uluslararası sistemdeki belirsizliği daha da derinleştiriyor.
Yeni Dünya Düzeni: Çok Kutupluluk ve Bölgesel Güçler
Eski düzenin yerini alan yapı, tek bir süper gücün hegemonyası yerine, birkaç büyük gücün ve bölgesel aktörlerin etkileşimiyle şekilleniyor. Çin, küresel ölçekte "Kuşak ve Yol Girişimi" ile ekonomik nüfuzunu genişletirken, askeri olarak da Güney Çin Denizi'nde iddialı bir duruş sergiliyor. Rusya, Ukrayna savaşıyla Batı'ya karşı meydan okurken, Afrika ve Orta Doğu'daki varlığını artırıyor. Bu tabloda Türkiye, Hindistan, Brezilya gibi bölgesel güçler, kendi çıkarları doğrultusunda esnek ittifaklar kurarak belirleyici bir rol oynuyor.
Ancak bu çok kutuplu ortam, daha fazla iş birliği değil, aksine daha fazla rekabet ve çatışma riski taşıyor. Silahlanma yarışı hızlanırken, iklim değişikliği, salgın hastalıklar ve göç gibi küresel sorunlar için ortak çözüm bulmak zorlaşıyor. Uluslararası hukukun ve kurumların zayıflaması, güç kullanımını daha cazip hale getiriyor. Bu durum, özellikle küçük ve orta ölçekli devletler için ciddi güvenlik tehditleri oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, bu yeni dönemde "merkez ülke" konumunu pekiştirmeye çalışıyor. ABD sonrası dünya düzeni, Türkiye'ye daha bağımsız bir dış politika izleme fırsatı sunuyor. Ankara, NATO içinde kalmakla birlikte, Rusya ile enerji ve savunma alanında derin iş birlikleri geliştirirken, Çin ile ticari ilişkilerini artırıyor. Orta Doğu'da, Kafkasya'da ve Afrika'da diplomatik ve askeri varlığını genişletiyor. Bu durum, Türkiye'yi bölgesel bir güçten küresel bir aktöre dönüştürme potansiyeli taşıyor. Ancak bu strateji, Batı ile ilişkilerinde gerilimlere de yol açıyor ve Türkiye'nin ekonomik kırılganlıkları, bu yeni rolün sürdürülebilirliğini tehlikeye atıyor. Yeni düzenin belirsizliği, Türkiye için fırsatlar ve riskler barındırıyor.