Washington, doğru savaşa hazırlanıyor ancak yanlış cephede. ABD'nin stratejik düşüncesi yıllardır Hint-Pasifik'e odaklanmış durumda: Güney Çin Denizi'nin militarize atolleri, Çin'in tersaneleri ve Tayvan Boğazı'nın gergin suları. Ancak Tayvan caydırıcılığının bir sonraki aşaması, Avrasya'da belirleyici olacak. Atlantik'ten Hint-Pasifik'e uzanan geniş Avrasya coğrafyası, Tayvan'ın güvenliği için kritik bir faktör haline geliyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD ve müttefikleri, Çin'in Tayvan'a yönelik olası bir askeri müdahalesini caydırmak için kapsamlı bir strateji geliştirme çabasında. Geleneksel yaklaşım, Hint-Pasifik bölgesinde askeri varlığı güçlendirmek, deniz ve hava unsurlarını artırmak, bölge ülkeleriyle ittifakları derinleştirmek üzerine kuruluydu. AUKUS, QUAD gibi yapılar ve Japonya, Avustralya, Filipinler ile yapılan iş birlikleri bu stratejinin bir parçası.
Ancak son dönemde yapılan analizler, yalnızca Hint-Pasifik'e odaklanmanın yetersiz olduğunu gösteriyor. Avrasya'nın batı kanadı, yani Avrupa-Atlantik bölgesi ve Rusya-Ukrayna savaşının yarattığı jeopolitik çalkantı, Tayvan denklemini doğrudan etkiliyor. Rusya'nın Çin ile artan askeri ve ekonomik iş birliği, ABD'nin aynı anda iki cephede birden askeri hazırlık yapmasını gerektiriyor. Bu durum, kaynakların bölünmesi ve stratejik önceliklerin yeniden tanımlanması anlamına geliyor.
ABD'nin Avrupa'daki müttefikleri, NATO'nun Asya-Pasifik'e açılma çabalarına sıcak bakmakla birlikte, kendi güvenliklerinin Rusya tehdidi nedeniyle Avrupa'da tutulmasını istiyor. Bu ikilem, Tayvan caydırıcılığının yalnızca askeri değil, aynı zamanda diplomatik ve ekonomik bir denge gerektirdiğini ortaya koyuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Avrasya'nın Tayvan caydırıcılığındaki rolü, enerji hatları, ticaret yolları ve teknoloji tedarik zincirleri üzerinden de okunmalı. Çin'in Kuşak-Yol Girişimi, Avrasya'nın iç kesimlerinden Avrupa'ya uzanan bir ekonomik koridor oluşturuyor. Bu koridor, Tayvan krizinde Çin'e alternatif pazarlar ve kaynaklar sunuyor. ABD'nin bu koridoru kesme veya etkisiz hale getirme kapasitesi, Tayvan'ın uzun vadeli güvenliği için belirleyici olabilir.
Rusya'nın Ukrayna'daki savaşı, Avrasya'nın güvenlik mimarisini derinden sarstı. NATO'nun genişlemesi, Finlandiya ve İsveç'in ittifaka katılması, Rusya'yı daha da köşeye sıkıştırdı. Bu durum, Moskova'nın Pekin'e daha fazla yaklaşmasına ve Tayvan konusunda Çin'i desteklemesine yol açabilir. Nitekim Rusya, Tayvan'ın bağımsızlığına karşı olduğunu defalarca beyan etti. Bu destek, Çin'in Tayvan'a yönelik olası bir harekatında Rusya'nın tarafsız kalmasını veya lojistik destek sağlamasını beraberinde getirebilir.
Öte yandan, Avrupa ülkeleri Tayvan Boğazı'ndaki gerilimden doğrudan etkileniyor. Almanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkeler, Tayvan'ın yarı iletken üretimindeki kritik rolü nedeniyle bölgedeki istikrarın korunmasını istiyor. Tayvan, dünya çiplerinin yüzde 60'ından fazlasını ve en gelişmiş çiplerin yüzde 90'ını üretiyor. Bu bağımlılık, Avrupa'nın Tayvan krizine müdahil olmasını kaçınılmaz kılıyor. Ancak Avrupa'nın askeri kapasitesi sınırlı ve ABD'nin yükünü paylaşma konusunda isteksiz.
Hint-Pasifik'te ise Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Filipinler, Tayvan'ın güvenliğini kendi ulusal güvenlikleriyle özdeşleştiriyor. Japonya, Tayvan Boğazı'nın istikrarını doğrudan kendi güvenlik çıkarı olarak tanımlıyor. Avustralya, AUKUS kapsamında nükleer denizaltı edinme sürecinde. Filipinler ise ABD'ye yeni askeri üsler açarak Tayvan'a yakınlığı nedeniyle stratejik bir avantaj sağlıyor. Ancak bu ülkelerin ekonomik bağımlılıkları, Çin'e karşı sert önlemler almalarını zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Tayvan Boğazı'ndaki gerilimden coğrafi olarak uzak olsa da, küresel tedarik zincirleri ve enerji güvenliği üzerinden dolaylı olarak etkileniyor. Türkiye'nin Çin ile artan ticari ilişkileri ve Kuşak-Yol projesindeki konumu, Ankara'nın denge politikası izlemesini gerektiriyor. ABD-Çin rekabetinin derinleşmesi, Türkiye'nin NATO içindeki konumunu ve savunma sanayii iş birliklerini etkileyebilir. Ayrıca, olası bir Tayvan krizi, küresel çip tedarikini kesintiye uğratarak Türkiye'nin teknoloji ve otomotiv sektörlerini olumsuz etkileyebilir. Türkiye, bu tür gelişmelerde diplomatik çözümleri desteklemeli ve tedarik zinciri çeşitlendirmesine gitmeli.