Küresel ekonomide son yılların en çarpıcı gelişmelerinden biri, hükümetlerin bütçe disiplinini terk etmesi ve bunun tahvil piyasalarınca cezalandırılmaması. Onlarca yıldır mali ihtiyatlılık (prudence) ekonomik yönetimin temel ilkesi olarak kabul ediliyordu; ancak pandemi sonrası dönemde bu ilke hızla rafa kalktı. Bugün gelişmiş ekonomiler art arda rekor bütçe açıkları verirken, tahvil getirileri beklenmedik şekilde düşük seyrediyor ve bu durum ekonomi çevrelerinde hem rahatlama hem de endişe yaratıyor.
Gelişmenin Arka Planı
2025 yılı itibarıyla ABD, İngiltere ve Almanya gibi büyük ekonomilerde mali açıklar gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) yüzde 5-7'sine ulaşmış durumda. Buna rağmen 10 yıllık tahvil faizleri tarihsel ortalamaların altında seyrediyor. Örneğin, ABD 10 yıllık tahvil faizi yüzde 2,5 seviyelerinde; oysa 2010'larda aynı gösterge ortalama yüzde 3,5 civarındaydı. İngiltere'de ise benzer bir tablo söz konusu: Kamu borcu GSYİH'nın yüzde 100'ünü aşmasına rağmen tahvil getirileri yüzde 1,5'in altında.
Mali ihtiyatlılığın bu denli göz ardı edilmesinin arkasında yatan temel etken, merkez bankalarının para politikalarını gevşek tutması ve büyük miktarda varlık alımı yapması. Özellikle ABD Merkez Bankası (Fed) ve Avrupa Merkez Bankası (ECB), pandemi sonrası toparlanmayı desteklemek için tahvil piyasalarına doğrudan müdahale etti. Bu durum, devletlerin borçlanma maliyetlerini yapay olarak düşük tutarken, aynı zamanda hükümetlere mali disiplinsizlik için zemin hazırladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Mali genişlemenin küresel etkileri bölgesel ekonomilerde de hissediliyor. Avrupa'da, özellikle İtalya ve Yunanistan gibi yüksek borçlu ülkeler, bu ortamda geçici bir rahatlama yaşıyor. Ancak uzmanlar, bu durumun sürdürülemez olduğunu ve ileride faiz oranlarının yükselmesi veya merkez bankalarının desteğini çekmesi halinde ciddi bir borç krizi riski taşıdığını vurguluyor. Öte yandan, gelişmekte olan ülkeler için bu tablo iki ucu keskin bıçak: bir yandan düşük küresel faizler borçlanmayı kolaylaştırıyor, diğer yandan gelişmiş ülkelerde yaşanacak bir mali kriz, sermaye çıkışlarına ve kur dalgalanmalarına neden olabilir.
Uluslararası Para Fonu (IMF), son Küresel Finansal İstikrar Raporu'nda bu duruma dikkat çekerek, mali disiplinin sağlanamamasının orta vadede küresel finansal istikrarı tehdit ettiğini belirtiyor. IMF, hükümetlere bütçe açıklarını kademeli olarak azaltmaları ve yapısal reformlara odaklanmaları çağrısında bulunuyor. Ancak siyasi irade eksikliği ve artan popülist baskılar, bu çağrıların gereken yankıyı bulmasını engelliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu küresel tablo, Türkiye ekonomisi için de önemli sinyaller içeriyor. Türkiye, kendi bütçe açığı ve yüksek enflasyon sorunlarıyla mücadele ederken, gelişmiş ülkelerdeki mali genişlemenin sürmesi, küresel likidite koşullarını nispeten destekleyici tutuyor. Ancak bu durum, Türkiye'nin dış finansman ihtiyacını karşılamasını kolaylaştırsa da, orta vadede gelişmiş ülkelerde faizlerin yükselmesi veya borç krizi yaşanması halinde ciddi bir risk oluşturuyor. Türkiye'nin bu dönemi, kırılganlıkları azaltmak ve mali disiplini yeniden tesis etmek için bir fırsat penceresi olarak değerlendirmesi gerekiyor; aksi takdirde küresel mali koşullardaki bir sıkılaşma, Türkiye'yi yeniden finansal istikrar arayışına itebilir.