Küresel tahvil piyasaları, Eylül ayında sert satışlarla sarsıldı. ABD 10 yıllık Hazine tahvili faizi, ay içinde 4,60% seviyesinin üzerine çıkarak 2007'den bu yana en yüksek seviyesini gördü. Almanya 10 yıllık Bund faizi ise 2,95% ile 2011'den bu yana zirveyi test etti. Piyasa analistleri, tarihsel mevsimsellik verilerine dayanarak Ekim ayının tahvil yatırımcıları için daha da zorlu geçebileceği uyarısında bulunuyor. Eylül'ün ardından Ekim, özellikle 1987 ve 2008 krizlerini hatırlatan bir belirsizlik ortamına işaret ediyor.
Eylül'de Tahvil Piyasasını Vuran Gelişmeler
Eylül ayı, merkez bankalarının para politikasında sıkılaşmanın sona ermediğini netleştirdiği bir dönem oldu. ABD Merkez Bankası (Fed), 20 Eylül'de politika faizini 5,25-5,50% aralığında sabit tuttu ancak yıl sonuna kadar bir faiz artırımı daha sinyali verdi. Fed Başkanı Jerome Powell, enflasyonun hedefe dönüşü için "daha fazla kanıt" gerektiğini vurguladı. Avrupa Merkez Bankası (ECB) ise 14 Eylül'de faizi 25 baz puan artırarak mevduat faizini 4,00%'e çıkardı ve "gerekirse daha fazla sıkılaşma" mesajı verdi. İngiltere Merkez Bankası (BoE) da 21 Eylül'de faizi 5,50%'ye yükseltti. Bu kararlar, tahvil faizlerinde yukarı yönlü baskıyı artırdı. Ayrıca, ABD'de 10 yıllık Hazine tahvili arzındaki artış ve bütçe açığı endişeleri, satışları derinleştirdi. Eylül'ün son haftasında ABD 10 yıllık faizi 4,68% ile 16 yılın zirvesine ulaştı. Aynı dönemde, küresel tahvil fonlarından 12,3 milyar dolarlık çıkış yaşandı; bu, 2020 Mart'ından bu yana en büyük haftalık çıkış oldu. Japon tahvilleri de küresel satış dalgasından nasibini aldı. Japonya Merkez Bankası'nın (BoJ) getiri eğrisi kontrol politikasında değişiklik sinyali vermesiyle 10 yıllık JGB faizi 0,75%'e çıkarak 2014'ten bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Çin'de ise ekonomik yavaşlama endişeleri tahvil faizlerini aşağı çekerken, emlak sektöründeki kriz (Evergrande ve Country Garden) tahvil piyasalarında dalgalanmayı artırdı.
Ekim Ayı Neden Daha Karanlık Olabilir?
Tarihsel veriler, Ekim ayının tahvil piyasaları için genellikle olumsuz geçtiğini gösteriyor. 1987 Ekim'indeki "Kara Pazartesi" borsa çöküşü, tahvil faizlerindeki hızlı yükselişle tetiklenmişti. 2008 Ekim'i ise Lehman Brothers'ın çöküşünün ardından küresel tahvil piyasalarında likidite krizine sahne oldu. 2022 Ekim'inde de ABD 10 yıllık faizi 4,25%'e çıkarak yılın zirvesini görmüştü. Bu yıl Ekim ayına ilişkin risk faktörleri şöyle sıralanıyor: - Fed'in 31 Ekim-1 Kasım toplantısı öncesi belirsizlik - ABD'de hükümetin kapanma riski (bütçe görüşmeleri) - İtalya ve diğer yüksek borçlu Avrupa ülkelerinin bütçe açıkları - Çin'in emlak krizi ve deflasyon baskıları - Orta Doğu'daki jeopolitik gerilimlerin enerji fiyatları üzerinden enflasyonu tetikleme olasılığı Analistler, 10 yıllık ABD tahvil faizinin 5% seviyesini test edebileceğini belirtiyor. PIMCO ve BlackRock gibi dev fon yöneticileri, tahvil getirilerinin cazip seviyelere ulaştığını ancak volatilitenin süreceğini öngörüyor. Vanguard'ın sabit getirili menkul kıymetler direktörü Sara Devereux, "Piyasa, merkez bankalarının 'daha uzun süre yüksek faiz' mesajını sindirmeye çalışıyor. Ekim, bu sürecin en çalkantılı ayı olabilir" değerlendirmesini yaptı. Öte yandan, Ekim ayında ABD Hazine Bakanlığı'nın tahvil ihraç takvimi de yoğun. 3 yıllık, 10 yıllık ve 30 yıllık tahvil ihaleleri, arz artışı endişelerini körükleyebilir. Fed'in bilanço küçültme (QT) programı aylık 95 milyar dolarlık tahvil satışını sürdürüyor; bu da piyasadaki likiditeyi azaltıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel tahvil satış dalgası, Türkiye'nin dış borçlanma maliyetlerini doğrudan etkiliyor. ABD 10 yıllık faizindeki her 100 baz puanlık artış, gelişmekte olan ülke tahvillerine olan talebi azaltarak Türkiye'nin CDS primini ve eurobond faizlerini yükseltiyor. Eylül'de Türkiye'nin 5 yıllık CDS'i 400 baz puanın üzerine çıktı; 2030 vadeli eurobond faizi ise 8%'i aştı. Bu durum, Hazine'nin dış borçlanma maliyetini artırarak bütçe açığını genişletebilir. Ayrıca, küresel risk iştahındaki azalma, TL üzerinde baskı oluşturarak ithal enflasyonu körükleyebilir. Merkez Bankası'nın faiz politikasında sıkılaşma sinyali vermesi, bu bağlamda kritik önem taşıyor.