Küresel tahvil piyasaları, merkez bankalarının sıkı para politikaları ve artan devlet borçlanma ihtiyaçları nedeniyle son ayların en yüksek volatilite seviyelerine ulaştı. ABD 10 yıllık Hazine tahvili faizi %4,5'in üzerine çıkarak 2007'den bu yana en yüksek seviyesini test ederken, Almanya, İngiltere ve Japonya gibi gelişmiş ekonomilerde de benzer yükselişler görülüyor. Uzmanlar, bu durumun yeni bir devlet borç krizine zemin hazırlayabileceği uyarısında bulunuyor.
Yükselen Faizler ve Borç Sarmalı
Pandemi sonrası hızla artan kamu borçları, enflasyonla mücadele için faizlerin yükseltilmesiyle birlikte çevrilmesi zor bir yük haline geldi. Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, küresel kamu borcu 2023 itibarıyla 97 trilyon doları aşarak dünya GSYH'sinin %92'sine ulaştı. Faiz oranlarındaki her 1 puanlık artış, borç çevirme maliyetlerini önemli ölçüde artırarak bütçe açıklarını derinleştiriyor. Özellikle borç yükü yüksek ülkelerde, yeni tahvil ihraçları zorlaşıyor ve yatırımcılar daha yüksek risk primi talep ediyor.
ABD'de Federal Rezerv'in faiz indirimlerine ilişkin belirsizlik, tahvil piyasalarında dalgalanmayı artırıyor. Avrupa'da ise Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) enflasyonla mücadelede temkinli duruşu, tahvil getirilerini yukarı yönlü baskılıyor. İngiltere'de ise yüksek enflasyon ve bütçe açığı, gilts (İngiliz tahvilleri) piyasasında satış baskısına neden oluyor. Japonya Merkez Bankası'nın (BOJ) getiri eğrisi kontrol politikasını gevşetmesi, küresel tahvil piyasalarında yeni bir şok dalgası yaratabilir.
Gelişmekte Olan Ülkeler İçin Riskler
Gelişmiş ülkelerdeki faiz artışları, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışını hızlandırarak bu ülkelerin borçlanma maliyetlerini daha da yükseltiyor. Dünya Bankası'nın son raporuna göre, düşük ve orta gelirli ülkelerin dış borç ödemeleri 2023'te rekor seviyeye ulaştı. Sri Lanka, Gana ve Zambiya gibi ülkeler borçlarını yeniden yapılandırma sürecinde zorlanırken, Pakistan ve Mısır gibi ülkeler de benzer risklerle karşı karşıya. Uzmanlar, borç krizinin yayılma etkisiyle küresel finansal istikrarı tehdit edebileceği konusunda uyarıyor.
Türkiye gibi yüksek dış borç stokuna sahip ülkeler için de tablo endişe verici. Türkiye'nin brüt dış borç stoku 2024'ün ilk çeyreğinde 500 milyar doları aşmış durumda. Artan küresel faizler, dış borç çevirme maliyetlerini yükselterek cari açık ve bütçe üzerinde baskı oluşturuyor. Ancak son dönemde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) attığı normalleşme adımları ve faiz artışları, risk primlerinde kısmi bir iyileşme sağladı.
Uzmanlar, tahvil piyasalarındaki kırılganlığın önümüzdeki dönemde de devam edebileceğini, merkez bankalarının faiz indirimlerine başlamasıyla bir miktar rahatlama olabileceğini ancak yapısal sorunların çözülmediğini belirtiyor. Devlet borçlarının sürdürülebilirliği, küresel ekonominin en önemli gündem maddelerinden biri olmayı sürdürecek gibi görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel tahvil piyasalarındaki dalgalanma, Türkiye'nin dış borçlanma maliyetlerini doğrudan etkiliyor. Artan risk primi, yeni dış borçlanmayı zorlaştırırken mevcut borçların çevrilmesini de pahalı hale getiriyor. Ancak TCMB'nin son dönemdeki faiz artışları ve makro ihtiyati tedbirleri, kırılganlığı bir miktar azaltmış durumda. Yine de küresel faizlerin uzun süre yüksek kalması, Türkiye'nin cari açık ve enflasyonla mücadelesini zorlaştırabilir. Türkiye, borç yönetimi stratejisini gözden geçirerek dış şoklara karşı dayanıklılığını artırmak zorunda. Ayrıca, ihracat pazarlarındaki yavaşlama da risk unsuru olarak öne çıkıyor.