İran, İsrail'in devam eden saldırıları karşısında uluslararası taahhütlerini yeniden değerlendirdiğini açıkladı. Tahran yönetimi, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) çerçevesindeki mutabakat zaptına (MoU) bağlı kalmayacağını, eğer İsrail'in askeri operasyonları sürerse bu anlaşmanın geçersiz hale geleceğini bildirdi. İran Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, ülkenin egemenliğine yönelik her türlü tehdide karşılık verme hakkını saklı tuttuğu vurgulandı.
Gelişmenin Arka Planı
İran'ın bu açıklaması, İsrail'in Suriye ve Lübnan'daki İran hedeflerine yönelik son saldırılarının ardından geldi. İsrail, İran'ın bölgedeki vekil güçleri aracılığıyla kendisine yönelik tehdit oluşturduğunu belirterek hava saldırılarını yoğunlaştırdı. İran ise bu saldırıları uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendiriyor ve misilleme yapacağını ima ediyor.
Mutabakat zaptı, İran'ın nükleer programını kısıtlaması karşılığında uluslararası yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. ABD'nin 2018'de anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve yeni yaptırımlar uygulaması, İran'ın anlaşma yükümlülüklerini kademeli olarak askıya almasına yol açtı. Şimdi ise Tahran, İsrail saldırılarını gerekçe göstererek anlaşmanın tamamen çökme noktasına geldiği sinyalini veriyor.
Uzmanlar, İran'ın bu hamlesinin aslında Batı'ya yönelik bir pazarlık taktiği olduğunu düşünüyor. Tahran, nükleer müzakerelerde elini güçlendirmek için İsrail tehdidini kullanıyor olabilir. Ancak İsrail'in askeri baskısı sürerse, İran'ın anlaşmayı tamamen terk etmesi ve uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırması beklenebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın mutabakat zaptıyla bağlı kalmayacağını ilan etmesi, bölgesel gerilimi daha da tırmandırdı. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, olası bir İran-İsrail çatışmasının bölgeyi istikrarsızlaştırmasından endişe ediyor. Bu ülkeler, hem İran'ın nükleer programına hem de İsrail'in askeri operasyonlarına karşı temkinli bir denge politikası izlemeye çalışıyor.
Küresel ölçekte ise ABD ve Avrupa Birliği, İran'ın anlaşmadan tamamen çekilmesine karşı çıkıyor. Biden yönetimi, İran'la nükleer müzakereleri canlandırmak istese de İsrail'in güvenlik endişelerini de dikkate almak zorunda. Rusya ve Çin ise İran'a daha yakın bir duruş sergileyerek ABD'nin yaptırımlarını eleştiriyor.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran'ın nükleer faaliyetlerini yakından izlemeye devam ediyor. Ajans son raporunda, İran'ın yüzde 60'a kadar zenginleştirilmiş uranyum stokunu artırdığını ve bu oranın silah seviyesine (yüzde 90) yaklaştığını belirtti. Bu durum, İran'ın nükleer silah üretme kapasitesine sahip olduğu yönündeki endişeleri güçlendiriyor.
Öte yandan İsrail, İran'ın bu tehdidini ciddiye alıyor ancak askeri operasyonlarını sürdüreceğini açıkladı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran'ın nükleer silah elde etmesini engellemenin birinci öncelikleri olduğunu ve bu konuda her türlü adımı atmaya hazır olduklarını söyledi.
Bölgede gerginlik artarken, İran'ın uluslararası taahhütlerini askıya alması, yeni bir Orta Doğu krizinin habercisi olabilir. Bu gelişme, enerji piyasalarında da dalgalanmaya neden oldu; petrol fiyatları yüzde 2 oranında yükseldi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-İsrail geriliminin tırmanması, Türkiye için hem risk hem de fırsatlar barındırıyor. Türkiye, İran ile ekonomik ilişkilerini (doğalgaz ve ticaret) sürdürürken, İsrail ile de son dönemde diplomatik bağlarını onarmıştı. Bu kriz, Ankara'nın iki ülke arasında denge politikası izlemesini zorlaştırabilir. Ayrıca Suriye ve Irak'taki İran varlığı, Türkiye'nin güneydoğu sınırında güvenlik riski oluşturuyor. Olası bir çatışma, bölgedeki enerji hatlarını ve ticaret yollarını etkileyerek Türkiye ekonomisine olumsuz yansıyabilir. Ankara'nın, çatışmayı önlemek için arabuluculuk girişimlerini hızlandırması bekleniyor.