Tahran ve Maskat, Hürmüz Boğazı'ndaki artan gerilim ve bölgesel istikrarsızlık nedeniyle planlanan istişarelerini erteleme kararı aldı. İki başkent, diyaloğu bölgesel uzlaşının sağlanmasına öncelik vermek amacıyla geciktirdiklerini duyurdu. Karar, Basra Körfezi'nde tansiyonun yükseldiği bir dönemde geldi.
Gelişmenin Arka Planı
İran ve Umman arasındaki ilişkiler, yıllardır bölgesel krizlerde arabuluculuk rolü üstlenen Maskat'ın denge politikası üzerine kurulu. Umman, ABD ile İran arasında dolaylı görüşmelere ev sahipliği yapmış, 2015 nükleer anlaşması sürecinde de kritik bir kanal olmuştu. Ancak son aylarda Hürmüz Boğazı'nda yaşanan tanker olayları, karşılıklı restleşmeler ve İsrail'e yönelik artan tehditler, bölgede yeni bir güvenlik mimarisini zorunlu kılıyor.
Tahran yönetimi, nükleer programına yönelik uluslararası baskılar ve ekonomik yaptırımlar altında. Umman ise geleneksel olarak tarafsız ve arabulucu kimliğini korumak istiyor. İki ülke arasındaki diyaloğun ertelenmesi, bölgesel bir mutabakat olmadan ikili görüşmelerin sonuç vermeyeceği değerlendirmesinden kaynaklanıyor. İran Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "bölgesel istikrarı tehdit eden unsurlar ortadan kalkmadan ikili temasların anlamlı olmayacağı" belirtildi. Umman tarafı ise resmi bir açıklama yapmaktan kaçındı.
Uzmanlara göre, erteleme kararı aslında iki ülkenin de birbirine ihtiyaç duyduğu bir dönemde alındı. İran, yaptırımlardan kaçış kanallarını açık tutmak için Umman'a güveniyor; Umman ise bölgesel yangının kendi topraklarına sıçramasını engellemek için İran ile diyaloğu sürdürmek zorunda. Ancak Hürmüz'deki tansiyon, arabuluculuk alanını daraltıyor. Son haftalarda İran Devrim Muhafızları'na bağlı deniz unsurlarının Körfez'de tatbikatlarını artırması, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) bölgeye ek güç kaydırması ve İsrail'in olası operasyon hazırlıkları, ertelemenin sadece sembolik olmadığını gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık %20'sinin geçtiği kritik bir enerji koridoru. Burada yaşanacak herhangi bir aksama, küresel petrol fiyatlarını anında etkiliyor. Son erteleme haberi sonrası Brent petrolünde hafif bir yükseliş görüldü. Bölgesel denklemde ise Çin, Rusya ve ABD'nin pozisyonları belirleyici. Çin, İran'ın en büyük petrol alıcısı olarak Körfez'deki istikrarsızlıktan en çok etkilenecek ülkelerden. Rusya, Tahran ile askeri işbirliğini derinleştirirken, ABD yaptırımları sıkılaştırma yönünde adımlar atıyor.
Umman'ın arabuluculuk girişimi, aslında bölgesel bir güvenlik diyaloğunun parçası. Suudi Arabistan ve BAE'nin İran ile yürüttüğü düşük yoğunluklu temaslar da bu çerçevede değerlendiriliyor. Ancak İsrail-Hamas savaşının yarattığı tırmanma, bu kanalları zayıflatmış durumda. Tahran, Gazze'deki gelişmeleri kendi güvenlik stratejisinin merkezine koymuş durumda ve Körfez ülkelerinden bu konuda net bir tavır bekliyor. Umman, Suudi Arabistan ve BAE'nin İsrail ile normalleşme süreçleri, İran'ın güvenlik algısını bozuyor.
Diğer yandan, erteleme kararı, bölgesel bir güvenlik şemsiyesi oluşturulması gerektiği yönündeki çağrıları güçlendiriyor. Irak, Katar ve Kuveyt gibi aktörler de benzer endişeleri dile getiriyor. Ancak böyle bir şemsiyenin nasıl kurulacağı ve hangi ülkeleri kapsayacağı belirsiz. İran, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını tehdit olarak görürken, Körfez ülkeleri İran'ın nükleer kapasitesinden endişeli. Bu karşılıklı güvensizlik ortamında Umman'ın arabuluculuğu kritik ama kırılgan.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim ve İran-Umman diyaloğunun ertelenmesi, Türkiye'nin enerji güvenliği ve bölgesel istikrar politikalarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, petrol ve doğalgaz ithalatının önemli bir kısmını İran ve Körfez ülkelerinden karşılıyor. Boğaz'da yaşanacak bir kriz, enerji fiyatlarını yükselterek cari açığı ve enflasyonu olumsuz etkiler. Ayrıca Türkiye, İran ile Batı arasında denge gözetirken, bölgesel tırmanma riski Suriye ve Irak'taki hassas dengeleri bozabilir. Ankara'nın arabuluculuk kapasitesi, Maskat'ın devre dışı kaldığı bir dönemde daha da önem kazanıyor. Türkiye, hem İran hem de Körfez ülkeleriyle iyi ilişkilerini kullanarak yeni diyalog kanalları açabilir. Ancak ABD yaptırımları ve İsrail faktörü, Ankara'nın manevra alanını sınırlıyor.