İran yönetimi, ABD ile varılan nükleer anlaşmayı ulusal bir zafer olarak kamuoyuna sunarken, ülke içinde halkın önceliği farklı. Tahran'da yaşayan birçok İranlı için asıl soru, anlaşmanın bir propaganda aracı mı yoksa gerçek bir kazanım mı olduğu değil; enflasyonu dizginleyip temel ihtiyaç fiyatlarını düşürüp düşürmeyeceği ve bir kez daha savaşın eşiğine gelme korkusunu hafifletip hafifletmeyeceği. Son yıllarda ağır ekonomik yaptırımlar altında ezilen İran halkı, anlaşmayı somut faydalarla ölçüyor. Resmi söylem ile sokaktaki gerçeklik arasındaki bu uçurum, Tahran yönetiminin iç siyasetteki konumunu da yeniden şekillendiriyor.
Anlaşmanın perde arkası: Zorunluluk mu, stratejik hamle mi?
İran Dışişleri Bakanlığı, müzakereler sonucunda varılan mutabakatı “diplomatik bir başarı” olarak tanımlasa da, uzmanlar bu adımın aslında ekonomik çöküşün eşiğindeki bir ülkenin mecburiyetten attığı bir adım olduğunu vurguluyor. ABD'nin yaptırımları altında petrol ihracatı ciddi oranda düşen, enflasyonun yüzde 50'lere dayandığı ve temel gıda maddelerine erişimin giderek zorlaştığı bir ortamda, Tahran'ın masaya oturmaktan başka seçeneği kalmamıştı. Anlaşma kapsamında uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin sınırlandırılması ve uluslararası denetimlere izin verilmesi karşılığında, bazı yaptırımların hafifletilmesi ve dondurulan İran varlıklarının serbest bırakılması öngörülüyor. Ancak anlaşmanın detayları henüz kamuoyuyla tam olarak paylaşılmış değil.
Tahran yönetimi, anlaşmayı kendi tabanına “ABD'nin boyun eğmesi” olarak pazarlamaya çalışırken, muhalif kesimler bunun bir teslimiyet olduğunu savunuyor. İran Meclisi'nde yapılan oturumlarda muhafazakar milletvekilleri, anlaşmanın ülkenin nükleer kazanımlarını gerileteceği ve Batı'ya bağımlılığı artıracağı eleştirisini yapıyor. Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ise anlaşmayı “ulusal çıkarların korunması” olarak nitelendirerek, halka daha iyi günler vaat ediyor. Ancak geçmiş deneyimler, vaatlerin hayata geçmesinin kolay olmayacağını gösteriyor. 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın ABD tarafından tek taraflı feshedilmesi, İran kamuoyunda derin bir güvensizlik yaratmış durumda.
Bölgesel ve küresel boyut: Denklemde kim kazançlı?
Anlaşmanın bölgesel yansımaları da en az iç cephe kadar karmaşık. Bir yandan Suudi Arabistan ve İsrail gibi ülkeler, İran'ın nükleer programının sınırlandırılmasını olumlu karşılarken, diğer yandan anlaşmanın İran'a mali kaynak sağlayarak bölgedeki vekil güçlerini finanse etmesinden endişe ediyor. Yemen'deki Husiler, Lübnan'daki Hizbullah ve Suriye'deki milis gruplar, Tahran'ın elini güçlendirecek her türlü gelişmenin potansiyel faydalanıcıları olarak görülüyor. ABD ve Avrupa Birliği ise anlaşmayı, İran'ın nükleer silah edinmesini engellemeye yönelik bir adım olarak savunuyor. Ancak uzmanlar, anlaşmanın kalıcı olması için İran'ın bölgesel faaliyetlerine yönelik kapsamlı bir düzenleme yapılmadığını, bu nedenle tansiyonun düşük yoğunluklu da olsa devam edeceğini belirtiyor.
Küresel enerji piyasaları da anlaşmadan etkileniyor. İran'ın petrol ihracatının kademeli olarak artması beklenirken, bu durum OPEC+ içinde yeni bir denge unsuru yaratabilir. Petrol fiyatlarında kısa vadede bir düşüş yaşanması olası görünüyor. Bununla birlikte, İran'ın uluslararası bankacılık sistemine yeniden entegrasyonu ve yabancı yatırım çekmesi zaman alacak. Çin ve Rusya'nın anlaşmaya verdiği destek, Batı ile İran arasındaki ilişkilerde olası bir eksen kaymasının sinyallerini veriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ile ABD arasındaki bu anlaşma, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Ekonomik cephede, İran'ın yaptırımlarının hafiflemesi Türkiye'nin enerji ithalatında alternatif kaynaklara erişimini kolaylaştırabilir ve doğalgaz ile petrol fiyatlarında aşağı yönlü baskı oluşturabilir. Ayrıca, iki ülke arasındaki ticaret hacminin artması beklenir. Güvenlik boyutunda ise, İran'ın bölgesel faaliyetleri için ek kaynak elde etmesi, Suriye ve Irak'taki nüfuz mücadelesini yeniden şekillendirebilir. Türkiye, PKK/PYD ile mücadelede İran'ın tutumunu yakından izlemek durumunda. Diplomatik olarak ise, bu anlaşma Türkiye'nin bölgesel arabuluculuk rolünü güçlendirebilir; ancak ABD ve İran arasındaki dengenin hassasiyeti, Ankara'nın manevra alanını daraltabilir. Genel olarak, anlaşma Türkiye'ye kısa vadede ekonomik nefes aldırsa da, uzun vadede bölgesel istikrar için dikkatli bir strateji izlenmesini gerektiriyor.