Avustralya'nın Sidney kentindeki Bondi Kütüphanesi, Amerikalı yazar Adam Johnson'ın 'How to Sell a Genocide' (Soykırımı Nasıl Satmalı) adlı kitabını, bir kullanıcının şikayeti üzerine raflarından kaldırdı. Waverley Belediyesi'ne bağlı kütüphaneden yapılan açıklamada, kitabın 'içeriğinin rahatsız edici bulunduğu' ve bu nedenle geçici olarak erişime kapatıldığı belirtildi. Kitap, Gazze'deki soykırımın Batı medyası tarafından nasıl meşrulaştırıldığını ele alıyor. Yazar Johnson, kararı 'sansür' olarak nitelendirirken, Filistin dayanışma grupları kütüphanelerin 'zorlayıcı kitaplara' yer vermesi gerektiğini savundu.
Gelişmenin Arka Planı
Pulitzer ödüllü gazeteci ve yazar Adam Johnson'ın 2024'te yayımlanan kitabı 'How to Sell a Genocide', İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının ABD ve Batı medyasında nasıl sunulduğunu eleştirel bir dille inceliyor. Kitap, kısa sürede uluslararası kamuoyunun dikkatini çekti ve birçok ülkede tartışmalara yol açtı. Bondi Kütüphanesi'ne yapılan şikayetin ardından Waverley Belediyesi, kitabı incelemeye aldı ve 'topluluk standartlarına uygunluğunu' değerlendirmek üzere geçici olarak raflardan kaldırdı. Belediye sözcüsü, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, 'Kütüphane koleksiyonlarımızın dengeli ve kapsayıcı olmasını önemsiyoruz; ancak toplumdan gelen geri bildirimleri de dikkate almak zorundayız' dedi.
Yazar Johnson, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, 'Gerçeklik çoğu zaman rahatsız edicidir. Bir kütüphanenin görevi, okuyucuları zorlu düşüncelerle yüzleştirmektir' ifadelerini kullandı. Johnson, kitabının kaldırılmasını 'entelektüel korkaklık' olarak nitelendirdi ve Waverley Belediyesi'ni eleştirdi. Filistin Dayanışma Grubu (Palestine Solidarity Group) ise yaptığı yazılı açıklamada, 'Kütüphaneler, tartışmalı da olsa, toplumun farklı seslerine ev sahipliği yapmalıdır. Bu karar, ifade özgürlüğüne darbe vurmaktadır' değerlendirmesinde bulundu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu olay, Avustralya'da İsrail-Filistin çatışmasına ilişkin artan hassasiyetin bir yansıması olarak görülüyor. 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze'de devam eden savaş, dünya genelinde olduğu gibi Avustralya'da da toplumsal kutuplaşmayı derinleştirdi. Ülkede, çeşitli kütüphane ve eğitim kurumları, İsrail yanlısı ve Filistin yanlısı grupların baskılarıyla karşı karşıya kalıyor. Kitabın kaldırılması, Avustralya'da ifade özgürlüğü ve sansür tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Bazı akademisyenler ve sivil toplum kuruluşları, bu tür kararların 'entelektüel merakı' engellediğini ve kamuoyunun bilgiye erişimini kısıtladığını belirtiyor. Öte yandan, Yahudi toplumunun bazı kesimleri, kitabın 'antisemitik içerik' barındırdığı gerekçesiyle kaldırılmasını memnuniyetle karşıladı. Bu durum, Avustralya'da toplumsal gruplar arasındaki gerilimin bir kez daha su yüzüne çıkmasına neden oldu.
Küresel ölçekte, benzer sansür vakaları son yıllarda artış gösteriyor. Özellikle ABD'deki bazı eyaletlerde, okul kütüphanelerinden belirli kitapların kaldırılmasına yönelik kampanyalar yürütülüyor. Freedom House'un 2024 raporuna göre, dünya genelinde ifade özgürlüğü endeksi gerilerken, kütüphane sansürü de bu eğilimin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Kitap yasaklarına karşı mücadele eden PEN International gibi kuruluşlar, bu tür uygulamaların demokratik toplumlar için tehdit oluşturduğunu vurguluyor. Avustralya Kütüphane ve Bilgi Derneği (ALIA) ise resmi bir açıklama yaparak, kütüphanelerin 'tarafsız bilgi erişimi' ilkesine bağlı kalması gerektiğini hatırlattı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu olay, Türkiye'nin gündeminde doğrudan yer almasa da, küresel ölçekte ifade özgürlüğü ve Filistin meselesine ilişkin tartışmaların bir parçasıdır. Türkiye, Gazze'deki insani krize yönelik güçlü eleştirileriyle biliniyor; bu nedenle, Filistin yanlısı bir kitabın sansürlenmesi Türk kamuoyunda tepkiyle karşılanabilir. Ayrıca, bu olay, Batı'da artan sansür eğiliminin bir örneği olarak, Türkiye'nin ifade özgürlüğü konusundaki hassasiyetini haklı çıkaran bir argüman olarak kullanılabilir. Türk dış politikası açısından, bu tür gelişmeler, uluslararası kamuoyunda Filistin davasına destek arayışında önemli bir referans noktası oluşturabilir. Ancak, Türkiye'nin bu konudaki tutumu, kendi iç hukukundaki ifade özgürlüğü uygulamalarıyla da tutarlı olmalıdır.