Avustralya'nın Sydney kentinde 55 yaşındaki Nirmeen Noufl, uzun süre fiziksel ve duygusal istismara maruz kaldığı eşini öldürüp parçalara ayırmak suçundan mahkum edildi. Yargıç Peter Hamill, kararı açıklarken, "Bu davada cesedin yok edilmesi, en az cinayet kadar acımasız ve titizlikle yapılmıştı" ifadelerini kullandı. Olay, Avustralya'da aile içi şiddet ve nefret suçlarına ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Olayın Arka Planı
Nirmeen Noufl'un eşiyle yaşadığı istismar, yıllar boyunca çevresi tarafından biliniyordu ancak resmi makamlara yansımamıştı. Mahkeme kayıtlarına göre, Noufl defalarca şiddete maruz kaldı ve son olayda kendini savunma amacıyla eşini öldürdü. Ancak cesedi parçalara ayırıp yok etmesi, savunma sınırlarını aşan bir eylem olarak değerlendirildi. Yargıç Hamill, Noufl'un ruhsal durumunun cinayet anında nasıl etkilendiğine dair psikiyatrik raporları da dikkate aldı. Savcılık, Noufl'un eşini öldürdükten sonra panikleyerek cesedi yok etme yoluna gittiğini, bunun da suçun niteliğini ağırlaştırdığını öne sürdü. Savunma avukatı ise müvekkilinin yıllarca süren istismarın etkisiyle travma sonrası stres bozukluğu yaşadığını ve olay anında kendini savunma içgüdüsüyle hareket ettiğini belirtti. Mahkeme, Noufl'u ikinci derece cinayetten suçlu buldu ve ceza miktarını ilerleyen günlerde açıklayacak.
Avustralya'da aile içi şiddet vakaları son yıllarda artış gösteriyor. Ülke genelinde her hafta ortalama bir kadın, mevcut veya eski partneri tarafından öldürülüyor. Bu dava, istismar mağdurlarının kendilerini koruma mekanizmalarının yetersizliğini bir kez daha gözler önüne serdi. Uzmanlar, kadınların polise başvurmasının önündeki engellerin kaldırılması ve sığınma evlerinin sayısının artırılması gerektiğini vurguluyor. Noufl'un durumu, birçok istismar mağdurunun çaresizlik içinde kaldığını gösteriyor. Olayın ardından Sydney'deki kadın hakları örgütleri, hükümete acil eylem çağrısı yaptı. Avustralya hükümeti ise 2022'de başlattığı "Ulusal Aile İçi Şiddet Planı" kapsamında mağdurlara yönelik destek hizmetlerini genişletmeyi hedefliyor ancak eleştirmenler, uygulamada hala ciddi eksiklikler olduğunu belirtiyor. Noufl'un davası, istismar gören kadınların adalet arayışında yaşadığı zorlukları ve sistemin onları yeterince koruyamadığını ortaya koyuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Aile içi şiddet, sadece Avustralya'nın değil, dünyanın birçok ülkesinde yaygın bir sorun. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünya genelinde her üç kadından biri yaşamı boyunca fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalıyor. Avustralya'da son 10 yılda aile içi şiddet vakaları %30 arttı. Bu tür davalar, yargı sisteminin istismar mağdurlarına nasıl yaklaştığı konusunda önemli bir test niteliği taşıyor. Uluslararası kamuoyu, Avustralya'nın bu davada vereceği cezayı yakından takip ediyor. Kadın hakları savunucuları, Noufl'un cezasının, benzer durumdaki kadınlara emsal teşkil edeceğini ve istismarın sonuçlarına dair farkındalık yaratacağını umuyor. Öte yandan, bazı hukuk uzmanları, mağdurun istismar geçmişinin hafifletici sebep olarak kullanılmasının, kadın cinayetlerini meşrulaştırabileceği endişesini taşıyor. Avustralya'da 2023 yılında 64 kadın partneri veya eski partneri tarafından öldürüldü. Bu rakam, ülke nüfusuna oranla oldukça yüksek. Hükümet, 2023'te aile içi şiddetle mücadele için 2,3 milyar Avustralya doları ek fon ayırdı. Ancak uzmanlar, yasal düzenlemelerin yanı sıra toplumsal cinsiyet eşitliği eğitiminin de şart olduğunu söylüyor. Noufl davası, Avustralya'da aile içi şiddetin ne denli ciddi boyutlara ulaştığını ve mağdurların çıkış yolu bulmakta zorlandığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de aile içi şiddet önemli bir sorun olarak varlığını sürdürüyor. İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı sonrası tartışmalar alevlenmiş, kadın örgütleri koruma mekanizmalarının zayıfladığını savunmuştu. Avustralya'daki bu dava, dünya genelinde istismar mağdurlarının adalet arayışındaki zorlukları yansıtıyor. Türkiye'de son yıllarda artan kadın cinayetleri ve istismar vakaları, yasal düzenlemelerin uygulanmasındaki eksiklikleri gündeme getiriyor. Bu haber, Türkiye'deki aile içi şiddet mağdurlarının durumunu düşündürürken, koruma tedbirlerinin etkinliği ve mağdurlara sunulan psikolojik destek hizmetlerinin yetersizliği bir kez daha sorgulanıyor. Uluslararası alanda kadın hakları konusundaki gelişmeler, Türkiye'nin de bu konudaki taahhütlerini gözden geçirmesine vesile olabilir.