Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ile İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, bölgesel çatışmalardaki son tırmanmayı ve gerilimi düşürme çabalarını telefon görüşmesinde ele aldı. Suudi resmi haber ajansı SPA'nın pazar günü duyurduğu görüşme, iki ülke arasında mart ayında Çin'in arabuluculuğuyla varılan anlaşmanın ardından bakanlar düzeyinde kamuya yansıyan ilk doğrudan temas oldu.
Görüşmenin arka planı ve diplomasi trafiği
SPA'nın haberine göre görüşmede, bölgedeki son gelişmeler ve tansiyonun düşürülmesi için yürütülen çabalar değerlendirildi. İran tarafından yapılan açıklamada ise Abdullahiyan'ın bölgesel istikrarsızlığa dikkat çektiği ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) çerçevesinde acil bir toplantı çağrısında bulunduğu belirtildi. Görüşmenin tarihi net olarak verilmezken, Suudi ajansının pazar günü duyurması, temasın hafta sonu gerçekleştiğine işaret ediyor.
Bu telefon görüşmesi, 10 Mart 2023'te Pekin'de imzalanan ve iki ülke arasındaki yedi yıllık diplomatik kopuşu sona erdiren anlaşmanın ardından gelen en somut üst düzey adım. O tarihten bu yana iki ülke büyükelçiliklerini yeniden açmış, karşılıklı ziyaretler düzenlenmiş olsa da bakanlar düzeyinde kamuoyuna yansıyan bir görüşme kaydedilmemişti. Uzmanlar, görüşmenin zamanlamasını, Gazze'deki savaşın bölgesel yayılma riski taşıdığı bir döneme denk gelmesi açısından dikkat çekici buluyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Gerilimin kaynağı ve aktörler
Bölgede tansiyonun yükselmesine yol açan gelişmelerin başında Gazze'deki çatışmalar geliyor. İran, Hamas ve Hizbullah'a verdiği destekle bilinirken, Suudi Arabistan Körfez'de istikrarı önceliyor. Son haftalarda İsrail ile Hizbullah arasında artan karşılıklı saldırılar, Kızıldeniz'de Husi isyancıların ticari gemilere yönelik eylemleri ve İran'ın nükleer programına ilişkin belirsizlikler, Riyad ve Tahran'ı doğrudan diyalog kurmaya iten faktörler arasında.
Görüşmenin, Suudi Arabistan'ın ev sahipliğinde düzenlenmesi planlanan İslam İşbirliği Teşkilatı toplantısı öncesinde yapılması ayrıca önem taşıyor. İran'ın çağrısı, İslam dünyasının ortak bir tavır alması yönünde bir baskı unsuru olarak yorumlanabilir. Suudi Arabistan ise son dönemde İran ile ilişkilerini normalleştirirken, ABD ve İsrail ile de güvenlik ve ekonomik işbirliğini sürdürme çabasında. Bu dengeli diplomasi, Riyad'ın bölgesel krizlerde arabulucu rolü üstlenme isteğini de yansıtıyor.
Çin'in arabuluculuğuyla başlatılan normalleşme süreci, Pekin'in Orta Doğu'daki etkisini artırma hedefinin bir parçası olarak görülüyor. Ancak son görüşme, Çin'in yanı sıra diğer aktörlerin de sürece dahil olduğunu gösteriyor. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, gelişmeyi olumlu karşıladıklarını ancak ayrıntıları teyit etmediklerini belirtti. Bölgesel uzmanlar, Suudi-İran hattının doğrudan açık kalmasının, olası bir yayılma senaryosunda kritik bir emniyet supabı işlevi görebileceğine işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Suudi Arabistan ve İran ile karmaşık bir denge içinde. Ankara, İran ile sınır komşusu olarak güvenlik ve enerji alanlarında işbirliğini sürdürürken, Suudi Arabistan ile ekonomik ve savunma sanayii ilişkilerini derinleştiriyor. Bu görüşme, Türkiye'nin bölgesel barış ve istikrar çağrılarına paralel bir gelişme. Öte yandan, İran'ın İİT'yi acil toplantıya çağırması ve Suudi Arabistan'ın bu çağrıya açık kapı bırakması, Türkiye'nin İslam dünyasındaki etkinliğini artırma fırsatı yaratabilir. Türk diplomasisi, Gazze'deki insani kriz ve bölgesel tırmanma riski karşısında diyalog kanallarının açık tutulmasını savunuyor. Suudi-İran hattındaki yumuşama, Türkiye'nin enerji koridoru ve ticaret yolları açısından da olumlu; zira Körfez'de istikrar, Türkiye'nin ihracat ve yatırım ortamını doğrudan etkiliyor.
Görüşmenin somut sonuçları henüz belirsiz. Ancak iki bölgesel gücün diyalog masasında kalması, önümüzdeki dönemde Türkiye'nin arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık rollerini güçlendirebilir.