Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan, üç ülkenin herhangi birine yönelik silahlı bir saldırıyı tümüne yönelik kabul eden tarihi bir ortak savunma anlaşması imzaladı. Anlaşma, özellikle artan jeopolitik gerilimlerin gölgesinde bölgesel güvenlik mimarisinde önemli bir değişime işaret ediyor. Anlaşma metninde “taraf devletlerden herhangi birine karşı yapılacak silahlı bir saldırının üçüne de yapılmış sayılacağı” ifadesi yer alıyor.
Anlaşmanın Arka Planı
Anlaşmanın imzalanması, üç ülke arasında zaten güçlü olan ilişkilerin derinleşmesinin bir göstergesi. Türkiye ile Pakistan arasında tarihsel olarak güçlü askeri ve siyasi bağlar bulunuyor. Suudi Arabistan ile Türkiye arasında ise özellikle 2020'li yılların başında yaşanan yakınlaşma, savunma sanayii ve güvenlik alanında iş birliğini artırmıştı. Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki ittifak ise on yıllara dayanan bir geçmişe sahip; Riyad, İslamabad'a sık sık ekonomik destek sağlıyor ve iki ülke arasında ortak askeri tatbikatlar düzenleniyor.
Bu anlaşma, bölgede yalnızlaşan devletlerin arayışlarının bir sonucu olarak da görülebilir. Özellikle ABD'nin Ortadoğu'daki angajmanını azaltması ve Çin'in artan nüfuzu karşısında ülkeler, kendi güvenlik ağlarını oluşturma yoluna gidiyor. Ayrıca, üç ülkenin de ortak paydası olan İslam dünyası, terörizmle mücadele ve enerji güvenliği gibi konular anlaşmanın temelini oluşturabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Anlaşma, yalnızca üç ülkeyi ilgilendirmiyor; aynı zamanda bölgesel güç dengelerini de etkiliyor. İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetleri, İsrail'in güvenlik endişeleri ve Katar krizi gibi meselelerde bu üç ülkenin ortak tavır takınması, Ortadoğu'da yeni bir denklem yaratabilir. Özellikle Suudi Arabistan'ın İran'la rekabeti, anlaşmanın önemli bir motivasyonu olabilir. Pakistan'ın Hindistan ile yaşadığı gerginlikler de anlaşmaya ayrı bir boyut katıyor; Türkiye'nin de Keşmir konusundaki desteği düşünüldüğünde, Pakistan'ın eli güçleniyor.
Küresel ölçekte ise bu üç ülke, BM Güvenlik Konseyi'nde reform, İslamofobi ile mücadele ve çatışma bölgelerinde ortak barış girişimleri gibi konularda birlikte hareket etme potansiyeli taşıyor. Ancak anlaşmanın bağlayıcılığı ve uygulanabilirliği konusunda uzmanlar temkinli; benzer anlaşmaların tarihte lafta kalabildiği biliniyor. Ayrıca, anlaşmanın NATO ve diğer ittifaklarla çakışması, özellikle Türkiye'nin NATO üyeliği düşünüldüğünde soru işaretleri yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu anlaşma, Türkiye'nin askeri ve jeopolitik konumunu güçlendiren önemli bir adım. Türkiye, bölgesinde yalnızlaştığı eleştirilerine karşı yeni ittifaklar kurarak hareket alanını genişletiyor. Savunma sanayiindeki gelişmelerin (İHA, SİHA, zırhlı araçlar) bu ülkelere ihracatı, hem ekonomik hem de stratejik kazanımlar sağlayabilir. Aynı zamanda, bu ittifak Türkiye'nin İslam dünyasındaki liderlik iddiasını perçinleyebilir. Ancak, NATO ile olan yükümlülükleri ve Batı ile ilişkilerinde hassas dengeler gözetmesi gereken Türkiye'nin, böyle bir anlaşmanın sonuçlarını dikkatle yönetmesi şart. Özellikle Rusya ile olan ilişkileri, bu yeni ittifakın Moskova'daki algılanışı açısından kritik olabilir.