Suudi Arabistan, Yemen'deki Husi isyancılarının son dönemdeki saldırılarının, İran ile varılan yakınlaşma anlaşmasının şartlarını ihlal ettiğini duyurdu. Suudi yetkililer, Tahran'ın Husiler üzerindeki etkisini kullanarak saldırıları durdurmasını ve bölgesel istikrarı bozan eylemlerden vazgeçilmesini talep ediyor. Bu açıklama, Mart 2023'te Çin'in arabuluculuğuyla imzalanan ve iki ülke arasındaki yedi yıllık düşmanlığı sona erdiren anlaşmanın ardından gelen en ciddi gerilim işareti olarak yorumlanıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Suudi Arabistan ile İran arasındaki ilişkilerin normalleşmesi, 10 Mart 2023'te Pekin'de açıklanan ortak bildiriyle sağlanmıştı. Anlaşma kapsamında iki ülke, birbirlerinin iç işlerine karışmamayı, egemenliklerine saygı göstermeyi ve bölgesel güvenliği tehdit eden faaliyetlerden kaçınmayı taahhüt etmişti. Ancak son haftalarda Husi güçlerinin Suudi Arabistan'ın güney sınırlarına ve Kızıldeniz'deki uluslararası deniz trafiğine yönelik saldırıları yeniden arttı. Suudi Arabistan, bu saldırıların İran'ın Husilere sağladığı askeri destek ve siyasi himaye nedeniyle gerçekleştiğini savunuyor.
Riyad yönetimi, Tahran'ın anlaşmanın ruhuna aykırı davrandığını ve Husileri kontrol altına almadığını belirtiyor. Suudi Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "İran'ın Yemen'deki vekil güçlere verdiği destek, yakınlaşma sürecinin temel taahhütleriyle çelişmektedir" ifadesi kullanıldı. İran ise suçlamaları reddederek Husilerin bağımsız hareket ettiğini ve kendilerinin Yemen'deki çatışmaya taraf olmadığını öne sürüyor.
Uzmanlar, Husi saldırılarının Suudi Arabistan'ın İran ile ilişkilerini normalize etme çabalarını zorlaştırdığını belirtiyor. Normalleşme süreci, Suudi Arabistan'ın Vizyon 2030 ekonomik reform programı için kritik önem taşıyor; zira Riyad, bölgesel gerilimleri azaltarak yabancı yatırımı çekmeyi ve savunma harcamalarını düşürmeyi hedefliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Husi saldırıları yalnızca Suudi Arabistan'ı değil, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz ticaretini de tehdit ediyor. Son aylarda Husi insansız hava araçları ve füzeleri, Suudi petrol tesislerini ve limanlarını hedef alarak küresel enerji piyasalarında dalgalanmalara yol açtı. ABD ve Avrupa ülkeleri, Husi saldırılarını kınayarak İran'a Husiler üzerindeki etkisini kullanma çağrısında bulundu. Ancak İran'ın Yemen'deki nüfuzunu bir pazarlık kozu olarak kullanmaya devam etmesi, bölgesel güvenlik mimarisini kırılganlaştırıyor.
Suudi Arabistan'ın İran ile yakınlaşması, Çin'in Orta Doğu diplomasisinde artan rolünün bir göstergesiydi. Ancak bu sürecin sağlam temellere oturmadığı, Husi saldırıları gibi krizlerle test edildiği görülüyor. Riyad'ın Tahran'a yönelik suçlamaları, anlaşmanın uygulanmasında ciddi sorunlar olduğunu ortaya koyuyor. Bölgesel dengeler açısından, Suudi Arabistan'ın İran'a karşı sertleşmesi, Körfez'de yeni bir gerilim dalgasının habercisi olabilir.
Diğer yandan, İran'ın Husilere verdiği desteği sürdürmesi, Yemen'deki iç savaşın sona ermesini de zorlaştırıyor. BM aracılığıyla yürütülen barış görüşmeleri, Husi saldırıları nedeniyle sekteye uğramış durumda. Suudi Arabistan, Husilerin silah bırakması ve Yemen hükümetiyle diyalog başlatması için İran'ın garantör rolü üstlenmesini istiyor. Ancak Tahran, Husiler üzerindeki etkisini tam olarak kullanmaya istekli görünmüyor; zira bu durum, İran'ın bölgesel nüfuzunu dengeleyen bir unsur olarak elinde tuttuğu kartlardan biri.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suudi Arabistan-İran yakınlaşmasındaki kırılma, Türkiye'nin Orta Doğu politikası açısından dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme. Ankara, son yıllarda hem Riyad hem de Tahran ile ilişkilerini onarma sürecindeydi. Bölgesel gerilimin artması, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü zorlaştırabilir ve enerji arz güvenliği açısından risk oluşturabilir. Ayrıca Yemen'deki istikrarsızlık, Kızıldeniz ticaret yollarını etkileyerek Türkiye'nin ihracat rotalarını ve küresel tedarik zincirlerini olumsuz etkileyebilir. Türkiye, hem Suudi Arabistan hem de İran ile dengeli ilişkiler yürüterek bölgesel istikrarın korunmasına katkı sağlayabilir.