Suriye'de on yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın ardından, geçiş dönemi adaleti (transitional justice) kavramı yeniden gündeme geliyor. Savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve sistematik insan hakları ihlallerinin faillerinin yargılanması için uluslararası toplum çeşitli mekanizmalar üzerinde çalışırken, Suriye'deki siyasi geçiş sürecinin hukuki temelleri tartışılıyor. Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri, hesap verebilirliğin sağlanması için bağımsız bir mahkeme kurulmasını veya mevcut uluslararası mahkemelerin yetkisinin genişletilmesini öneriyor. Ancak sahadaki karmaşık aktör yapısı ve bölgesel rekabetler, bu sürecin önündeki en büyük engeller olarak öne çıkıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Suriye'de 2011'de başlayan halk ayaklanması, kısa sürede bölgesel ve küresel güçlerin müdahil olduğu bir iç savaşa dönüştü. Beşşar Esed rejimi, muhalif gruplar, IŞİD ve Kürt güçleri arasındaki çatışmalarda yüzbinlerce kişi hayatını kaybetti, milyonlarca kişi yerinden edildi. Savaş boyunca kimyasal silah kullanımı, toplu infazlar, işkence ve zorla kaybetmeler gibi ciddi insan hakları ihlalleri belgelendi. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve Birleşmiş Milletler Soruşturma Komisyonu, bu ihlalleri raporlasa da, Esed rejiminin Rusya ve Çin'in vetosu sayesinde BM Güvenlik Konseyi'nde yaptırımlardan kaçınması, cezasızlık kültürünü derinleştirdi. Geçiş dönemi adaleti çerçevesinde, mağdurların haklarının iadesi, hakikat komisyonları kurulması ve yargısal reformlar öngörülüyor. Ancak rejimin halen iktidarda olması ve muhalif grupların parçalanmış yapısı, kapsayıcı bir adalet sürecini imkânsız kılıyor.
Uluslararası toplum, bu alanda farklı yaklaşımlar benimsiyor. Batılı ülkeler ve insan hakları örgütleri, Esed ve yakın çevresinin yargılanması için uluslararası bir mahkeme çağrısı yaparken, Rusya ve Çin gibi ülkeler bu girişimlere karşı çıkıyor. Ayrıca, Suriye'nin kuzeydoğusundaki DEİK (Demokratik Özerk Yönetim) ve muhaliflerin kontrolündeki bölgelerde yerel adalet mekanizmaları oluşturulmaya çalışılıyor. Bu mekanizmalar, savaş suçlarına karışmış kişileri yargılamak için karma mahkemeler veya geleneksel arabuluculuk yöntemlerini kullanıyor. Ancak bu girişimler, merkezi bir otoritenin olmayışı ve kaynak yetersizliği nedeniyle sınırlı kalıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Suriye'de geçiş dönemi adaleti, sadece iç dinamiklerle değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel güç mücadeleleriyle de şekilleniyor. İran ve Rusya, Esed rejiminin ayakta kalmasını sağlarken, Türkiye, ABD ve bazı Körfez ülkeleri muhalif grupları destekledi. Bu bölünmüşlük, adalet sürecini siyasi bir araç haline getiriyor. Örneğin, Türkiye'nin desteklediği Suriye Geçici Hükümeti, kendi kontrolündeki bölgelerde mahkemeler kurarken, rejim bölgelerinde herhangi bir yargısal süreçten söz edilmiyor. Öte yandan, Avrupa ülkeleri, Suriye'de işlenen suçlar için evrensel yargı yetkisini kullanarak bazı davaları kendi mahkemelerinde görmeye başladı. Almanya ve Fransa, Suriye istihbarat görevlilerini yargılarken, bu durum uluslararası hukukta emsal oluşturuyor. Ancak bu tür davaların sayısı sınırlı ve çoğu zaman sembolik kalıyor.
Küresel ölçekte, Suriye örneği, geçiş dönemi adaletinin savaş sonrası toplumlarda nasıl uygulanabileceğine dair önemli dersler sunuyor. Tam bir hesap verebilirlik sağlanamazsa, çatışmaların yeniden alevlenme riski artıyor. Suriye'deki adalet arayışı, aynı zamanda uluslararası ceza hukukunun etkinliğinin sınandığı bir alan haline gelmiş durumda. BM'nin kurduğu Uluslararası, Tarafsız ve Bağımsız Mekanizma (IIIM), savaş suçlarına dair kanıtları toplasa da, bu kanıtların kullanılacağı bir mahkemenin kurulması için siyasi irade eksikliği devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Suriye'de geçiş dönemi adaleti sürecine doğrudan taraf olan bir ülke. Sınırlarına sığınan 3,6 milyon Suriyeli mülteci ve PKK/YPG tehdidi nedeniyle, Suriye'de istikrar sağlanması Türkiye'nin öncelikleri arasında. Adalet sürecinin başarısız olması, yeni bir göç dalgasına ve terör örgütlerinin güçlenmesine yol açabilir. Türkiye, Esed rejimiyle doğrudan müzakere masasına oturmasa da, Astana süreci kapsamında Rusya ve İran ile işbirliği yapıyor. Ancak geçiş dönemi adaleti konusunda Türkiye'nin net bir pozisyonu bulunmuyor. Ankara, PKK bağlantılı grupların yargılanmasını isterken, rejim tarafından işlenen suçların cezalandırılması konusunda daha temkinli bir tutum sergiliyor. Bu durum, uluslararası toplumda eleştirilere neden olabiliyor. Türkiye'nin sınır güvenliği ve mülteci politikaları açısından, Suriye'de adil ve kapsayıcı bir geçiş dönemi adaleti kritik önem taşıyor.