Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, İsrail ile diplomatik ilişkiler kurulması konusunda kapıyı açık bıraktıklarını belirterek, Tel Aviv yönetimine 'tarihi fırsatı' değerlendirme çağrısında bulundu. Şam'da yaptığı açıklamada, bölgede kalıcı barışın ancak diyalogla sağlanabileceğini vurgulayan eş-Şeybani, İsrail'in bu fırsatı kaçırmaması gerektiğini ifade etti. Bu açıklama, Suriye'deki iç savaşın ardından ülkenin yeni yönetiminin dış politikada izleyeceği rotaya dair önemli sinyaller veriyor.
Gelişmenin Arka Planı
Suriye'de Beşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından kurulan geçici hükümet, uluslararası toplumla ilişkileri normalleştirme çabasında. Dışişleri Bakanı olarak atanan Esad eş-Şeybani, daha önce yaptığı açıklamalarda Batılı ülkelerle ve komşularla ilişkileri geliştirmeyi öncelik olarak belirlemişti. İsrail ile diyalog konusundaki bu son mesaj, Arap-İsrail çatışmasının merkezindeki aktörlerden birinin yeni bir sayfa açmaya hazır olduğu izlenimi veriyor.
Ancak bu açıklamanın arka planında İsrail'in Suriye'nin güneyindeki askeri varlığını sürdürmesi ve son dönemde Şam'ın güneyini hedef alan hava saldırıları düzenlemesi yer alıyor. İsrail, İran'ın Suriye'deki nüfuzunu kırmayı ve kendi sınır güvenliğini sağlamayı amaçlıyor. Şam yönetimi ise bu operasyonların sona erdirilmesini ve işgal edilen topraklardan çekilme talep ediyor. Saha gerçekleri, diyalog kapısının açık olmasına rağmen müzakerelerin kolay olmayacağını gösteriyor.
Uzmanlar, eş-Şeybani'nin açıklamasını, uluslararası meşruiyet kazanma ve ekonomik yaptırımların kaldırılması hedefleriyle ilişkilendiriyor. Yeni Suriye yönetimi, savaşın yıkıcı etkilerini bertaraf etmek ve yeniden imar için dış yardıma ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle Batı ile ve özellikle ABD ile ilişkileri geliştirmek hayati önem taşıyor. İsrail ile kurulacak bir diyalog, bu yönde bir güven artırıcı adım olarak görülebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Suriye-İsrail diyaloğu, Ortadoğu'daki güç dengelerini yeniden şekillendirebilecek bir potansiyele sahip. Bölgede Arap ülkelerinin İsrail ile normalleşme süreci (Abraham Anlaşmaları) devam ederken, Suriye'nin bu sürece dahil olması, uzun süredir devam eden Arap-İsrail çatışmasında önemli bir kırılma noktası oluşturabilir. Özellikle İran'ın bölgedeki nüfuzunun azalması, Suriye'yi İsrail ile diyaloğa teşvik eden faktörlerden biri olarak değerlendiriliyor.
Ancak Suriye toplumunun büyük bir kesimi, İsrail'i işgalci olarak görmeye devam ediyor ve normalleşmeye sıcak bakmıyor. Bu nedenle geçici hükümetin bu yönde atacağı adımlar, iç kamuoyunda tepkiyle karşılanabilir. Ayrıca İran ve Hizbullah gibi aktörler, Suriye'deki varlıklarını sürdürmek isteyecek ve diyaloğu baltalamaya çalışabilirler. Dolayısıyla sürecin başarıya ulaşması, ancak bölgesel ve küresel güçlerin desteğiyle mümkün olabilir.
Rusya ve ABD'nin Suriye konusundaki tutumları da bu süreçte belirleyici olacaktır. Moskova, Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Suriye'deki askeri varlığını sürdürüyor ve yeni yönetimle ilişkilerini dengelemeye çalışıyor. Washington ise yeni Suriye yönetimine yönelik yaptırımları kaldırma konusunda temkinli davranıyor. Bu noktada İsrail'in de etkisiyle Batı'nın tutumu değişebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suriye-İsrail diyaloğu, Türkiye'nin Ortadoğu politikasını doğrudan ilgilendiriyor. Ankara, yeni Suriye yönetimiyle yakın ilişkiler kurmuş durumda ve Şam'ın yeniden inşasında önemli bir rol üstlenmeyi hedefliyor. Türkiye, İsrail ile ilişkilerinde ise son dönemde gerilimler yaşanıyor. Eğer Suriye İsrail ile normalleşme sürecine girerse, bu durum Türkiye'yi bölgesel denklemde zor bir konuma sokabilir. Ankara, Suriye'nin toprak bütünlüğü ve egemenliğini desteklerken, İsrail'in Suriye'deki askeri varlığını eleştiriyor. Türkiye ayrıca, PKK/YPG'ye karşı Suriye'nin kuzeyinde güvenlik endişeleri taşıyor. Bu nedenle Türkiye, Suriye-İsrail yakınlaşmasını, kendi çıkarları ve bölgedeki güvenlik dengesi açısından yakından izleyecektir.