Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı Mazlum Abdi, 25 Ağustos tarihinde Şam’daki Halk Sarayı’nda düzenlediği basın toplantısında, on yıldır komuta ettiği SDG’nin feshedildiğini duyurdu. Arapça ve Kürtçe yaptığı açıklamada, gücün Suriye ordusuna katıldığını ve artık bağımsız hareket etmeyeceğini belirtti. Bu açıklama, Suriye iç savaşının seyrini değiştirebilecek ve bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebilecek bir adım olarak değerlendiriliyor.
SDG’nin feshi: Arka plan ve süreç
SDG, 2015 yılında IŞİD’e karşı mücadele etmek amacıyla kurulmuş, ABD öncülüğündeki koalisyonun en önemli yerel müttefiki haline gelmişti. Kürt Halk Koruma Birlikleri (YPG) omurgasını oluşturduğu bu yapı, zamanla Suriye’nin kuzeydoğusunda geniş bir alanı kontrol etmeye başladı. Ancak Türkiye, YPG’yi PKK’nın uzantısı olarak gördüğünü ve ulusal güvenlik tehdidi olarak tanımladığını sürekli vurguladı. SDG’nin feshi, Suriye rejimi ile yapılan müzakereler sonucunda mı gerçekleşti, yoksa ABD’nin çekilme sinyali mi etkili oldu? Bu soruların yanıtı henüz net değil. Ancak Mazlum Abdi’nin “Suriye ordusuna katıldık” ifadesi, Suriye’nin toprak bütünlüğünün yeniden tesis edilmesi yönünde önemli bir adım olarak yorumlanıyor.
SDG’nin feshi, Suriye iç savaşının başlangıcından bu yana en kritik dönüm noktalarından biri. YPG’nin Suriye ordusuna entegrasyonu, sahada yeni bir güç dengesi yaratacak. Ancak bu entegrasyonun nasıl olacağı, Kürt unsurların Suriye ordusu içindeki konumu ve özerklik talepleri belirsizliğini koruyor. Suriye rejimi, SDG’nin feshedilmesini “ulusal birlik” zaferi olarak sunarken, Kürt gruplar içinde bu kararın nasıl karşılandığı henüz bilinmiyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
SDG’nin feshi, sadece Suriye’yi değil, Irak, Türkiye, İran ve Rusya’yı da yakından ilgilendiriyor. ABD’nin Suriye’den asker çekme eğilimi, bu kararın arkasındaki itici güçlerden biri olabilir. Nitekim ABD yönetimi, son yıllarda Suriye’deki varlığını azaltma sinyalleri veriyordu. Rusya ise Suriye rejiminin yanında durarak, SDG’nin feshedilmesini kendi nüfuz alanını genişletme fırsatı olarak görebilir. İran için ise Suriye’deki Şii milislerin konumu ve İsrail’e karşı direniş hattı açısından yeni bir denklem oluşabilir.
Öte yandan, SDG’nin feshi, IŞİD’le mücadelede bir boşluk yaratabilir. Zira SDG, IŞİD’e karşı en etkili kara gücüydü. Bu boşluğun nasıl doldurulacağı, uluslararası koalisyonun geleceği açısından kritik. Ayrıca, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Arap aşiretleri ve diğer muhalif grupların bu yeni duruma nasıl tepki vereceği de merak konusu. Bölgesel Kürt siyaseti açısından ise bu gelişme, Rojava projesinin sona erdiği anlamına mı geliyor, yoksa yeni bir siyasi mücadele biçimine mi dönüşüyor? Bu soruların yanıtları önümüzdeki aylarda netleşecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
SDG’nin feshedilmesi ve Suriye ordusuna katılması, Türkiye’nin uzun yıllardır dile getirdiği “YPG/PKK tehdidinin sona ermesi” yönünde bir adım olarak görülebilir. Ancak bu entegrasyonun Suriye ordusu içinde nasıl bir yapıya bürüneceği belirsiz. Eğer YPG unsurları Suriye ordusu bünyesinde özerk bir yapı olarak varlığını sürdürürse, Türkiye bunu kabul etmeyecektir. Ayrıca, ABD’nin Suriye’den çekilmesi, Türkiye’nin sahada daha fazla inisiyatif almasına yol açabilir. Ekonomik açıdan ise Suriye’nin kuzeyindeki istikrarsızlık, sınır ticaretini ve güvenliği olumsuz etkileyebilir. Türkiye, bu süreci dikkatle izleyerek, Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini desteklediğini yineleyecektir.