Suriye'de Beşar Esad rejiminin yıkılmasının ardından, yüz binlerce kişinin ölümü ve işkencesinden sorumlu tutulanlar için adalet arayışı yoğunlaştı. Ancak uzmanlar, kitlesel suçlara karışan herkesin yargılanmasının pratik olmadığını ve ülkeyi yeni bir iç savaş riskiyle karşı karşıya bırakabileceği uyarısında bulunuyor. Yıllar süren çatışmalarda yüz binlerce kişi hayatını kaybetti, on binlercesi işkence gördü ve milyonlarca insan yerinden edildi. Şimdi, geçiş dönemi adaleti mekanizmalarının nasıl işleyeceği belirsizliğini koruyor.
Arka Plan: On Yıllık Zulüm ve Yıkım
2011 yılında Esad rejimine karşı başlayan protestolar, kısa sürede tüm ülkeyi saran bir iç savaşa dönüştü. Rejim güçleri, muhaliflere yönelik acımasız baskı politikası izledi. Sednaya Hapishanesi gibi işkence merkezlerinde on binlerce kişi sistematik işkenceye maruz kaldı; kimileri açlıktan, hastalıktan veya doğrudan işkenceyle öldü. Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütlerinin raporlarına göre, 2011-2024 arasında en az 300 bin sivil hayatını kaybetti, 100 binden fazla kişi kayboldu ve milyonlarca kişi mülteci durumuna düştü. Rejim, kimyasal silah kullanımı, varil bombaları ve kuşatma taktikleriyle savaş suçu işledi. Bu suçların failleri arasında üst düzey askeri yetkililer, istihbarat görevlileri ve milis liderleri bulunuyor.
Esad rejiminin Aralık 2024'te çökmesiyle birlikte, geçiş hükümeti ve uluslararası toplum, adalet arayışını öncelikli gündem maddesi haline getirdi. Ancak sorumluların sayısının on binlerle ifade edilmesi, yargı süreçlerinin nasıl yürütüleceği sorusunu beraberinde getiriyor. Halihazırda bazı ülkelerde açılan davalar var; Almanya, Fransa ve İsveç gibi ülkelerde işkence ve savaş suçu isnadıyla yargılamalar başlatıldı. Fakat Suriye içinde kapsamlı bir hesap verme mekanizması henüz kurulmuş değil.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Adaletin İmkânsızlığı mı, Gerekliliği mi?
Uzmanlar, tüm faillerin yargılanmasının pratik olmadığını belirtiyor. Zira rejimle işbirliği yapan yüz binlerce kişi var ve bunların büyük kısmı alt düzey görevlilerden oluşuyor. Ayrıca, ülkedeki istikrarsızlık ortamında geniş çaplı tutuklamalar ve yargılamalar, intikam saldırılarını ve yeni bir iç çatışmayı tetikleyebilir. Bu nedenle, bazı öneriler arasında "geçiş dönemi adaleti" çerçevesinde sınırlı sayıda üst düzey sorumlunun yargılanması, alt düzeydekiler için ise af veya alternatif yaptırımlar yer alıyor. Ancak kurban yakınları, adaletin tecelli etmesi için daha fazlasını talep ediyor. Öte yandan, uluslararası toplumun tutumu da belirsiz. Rusya ve İran gibi Esad'ı destekleyen ülkeler, olası bir yargı sürecine karşı çıkabilir. Batılı ülkeler ise insan hakları ihlallerinin cezasız kalmaması gerektiğini savunuyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) yargı yetkisi Suriye'yi kapsamıyor; bu nedenle evrensel yargı yetkisi ilkesiyle ulusal mahkemelerde davalar açılıyor. Suriye iç savaşı, bölgesel güç dengelerini de derinden etkiledi. Türkiye, ülkedeki istikrarsızlıktan en çok etkilenen komşu ülke konumunda. Milyonlarca Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye, aynı zamanda PKK/YPG gibi terör örgütleriyle mücadele ediyor. Esad sonrası dönemde Suriye'de kalıcı barış ve adalet, Türkiye'nin güvenliği için kritik önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suriye'deki geçiş dönemi adaleti arayışı, Türkiye'nin dış politikası ve güvenliği açısından doğrudan sonuçlar doğuracak. Öncelikle, savaş suçlularının yargılanması ve cezalandırılması, Suriye'de kalıcı istikrarın sağlanmasına katkı sunabilir; bu da Türkiye'nin sınır güvenliğini olumlu etkiler. Ancak, adalet sürecinin yeni bir iç çatışmaya yol açması riski, Türkiye'ye yeni mülteci dalgaları ve güvenlik tehditleri olarak geri dönebilir. Türkiye, Esad rejiminin devrilmesinde etkili olan gruplarla ilişkilerini dengelemek durumunda. Ayrıca, PKK/YPG'nin bölgedeki varlığı, adalet mekanizmalarının bu yapıyı da kapsayıp kapsamayacağı sorusunu gündeme getiriyor. Türkiye, Suriye'nin toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini desteklerken, aynı zamanda kendi ulusal çıkarlarını korumak için diplomasi ve güvenlik politikalarını koordineli yürütmeli. Sonuç olarak, Suriye'de adalet arayışı, Türkiye'nin bölgesel rolünü ve güvenlik stratejilerini yakından ilgilendiriyor.