Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, ülkenin iç savaşını sona erdirmeyi amaçlayan ulusal diyalog sürecine katılacaklara geçici dokunulmazlık ve yasal koruma sağlanacağını açıkladı. El-Burhan, aynı açıklamasında, savaş suçlarıyla itham edilen eski yardımcısı ve Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) komutanı General Muhammed Hamdan Dagalo'nun (Hemedti) bu sürece dahil edilmesine kesinlikle karşı olduğunu belirtti. Bu açıklamalar, ülkenin gelecekteki yönetim yapısı ve ordu ile paramiliter güçler arasındaki dengeleri yeniden şekillendirebilecek kritik bir dönemeçte geldi.
Diyalog girişiminin arka planı
Sudan, Nisan 2023'te ordu ile RSF arasında başlayan ve binlerce kişinin ölümüne, milyonlarca insanın yerinden edilmesine yol açan çatışmalarla sarsılıyor. Uluslararası toplumun ve bölgesel aktörlerin yoğun arabuluculuk çabalarına rağmen taraflar arasında kalıcı bir ateşkes sağlanamadı. El-Burhan'ın bu son açıklaması, sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler ve silahlı grupların katılımıyla düzenlenmesi planlanan kapsayıcı bir ulusal diyalog konferansı öncesinde geldi. Başkan, diyalog sürecinin "ülkenin birliğini ve egemenliğini korumak için hayati önem taşıdığını" vurgulayarak, katılımcılara güvence vermeye çalıştı.
El-Burhan'ın dokunulmazlık sözü, özellikle geçmişte insan hakları ihlalleriyle ilişkilendirilen bazı isimlerin diyaloğa katılmasını kolaylaştırmayı amaçlıyor. Ancak bu adım, uluslararası ceza mahkemeleri ve insan hakları örgütleri tarafından eleştirilere yol açabilir. Zira bu tür dokunulmazlıkların, hesap verebilirliği zayıflatabileceği ve barış sürecinin meşruiyetini sorgulatabileceği belirtiliyor. Diğer yandan el-Burhan, Hemedti'nin diyaloğa katılmasını reddederek, RSF liderine yönelik tutumunu açıkça ortaya koydu. Hemedti, Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) tarafından Darfur'da soykırım ve savaş suçları işlediği gerekçesiyle aranıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Sudan'daki çatışma, yalnızca ülke sınırlarını aşan bir insani krize yol açmakla kalmadı, aynı zamanda Kızıldeniz'in güvenliğini ve Afrika Boynuzu'nun istikrarını da tehdit ediyor. Mısır, Etiyopya, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel güçler, Sudan'daki farklı taraflara verdikleri destek nedeniyle dolaylı olarak çatışmanın içinde yer alıyor. Özellikle Rusya'nın Afrika'daki etkisini artırma çabaları ve Wagner grubunun (şimdiki Afrika Kolordusu) Sudan'daki varlığı, uluslararası toplumun endişelerini büyütüyor. El-Burhan'ın Hemedti'yi diyaloğa dahil etmeme kararı, RSF'nin bölgesel müttefikleriyle ilişkileri daha da gerginleştirebilir ve çatışmanın sona erdirilmesini zorlaştırabilir.
ABD ve Avrupa Birliği, Sudan'daki taraflara ateşkes çağrısında bulunurken, bazı Batılı ülkeler el-Burhan'ın ordu liderliğini meşru görmekle birlikte, sivil yönetime geçiş konusunda net bir yol haritası talep ediyor. El-Burhan'ın diyalog söylemi, uluslararası toplumun barış çabalarına bir nebze olsun umut verse de, Hemedti'nin dışlanması sürecin kapsayıcılığına gölge düşürüyor. Uzmanlar, gerçek bir barışın ancak tüm silahlı grupların katılımıyla mümkün olabileceğini, aksi takdirde çatışmanın daha da derinleşebileceğini ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sudan'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'deki stratejik çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, Sudan ile tarihsel ve kültürel bağlara sahip olup, bu ülkede askeri üs ve kalkınma projeleri bulunduruyor. Çatışmanın uzaması, Türkiye'nin bölgedeki yatırımlarını ve Kızıldeniz'deki deniz güvenliği politikalarını olumsuz etkileyebilir. Ankara, Sudan'da kapsayıcı bir çözümden yana tavır alarak, hem ordu hem de RSF ile iletişim kanallarını açık tutmaya çalışıyor. El-Burhan'ın diyalog çağrısı, Türkiye'nin bölgede istikrarın sağlanması yönündeki çabalarıyla örtüşüyor. Ancak Hemedti'nin dışlanması, Türkiye'nin tüm taraflarla ilişki kuran denge politikasını zorlayabilir. Bu nedenle Türkiye, sürecin kapsayıcı olması ve insani krizin sona erdirilmesi için diplomatik girişimlerini sürdürüyor.