Sudan'da ordu ile paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) arasındaki iç savaş yeni bir boyut kazanıyor. RSF'nin stratejik öneme sahip el-Obeid kenti çevresinde yoğunlaşması, uluslararası toplumda Darfur bölgesindeki el-Faşir kentinde yaşanan katliamların benzerinin burada da yaşanabileceği endişesini artırdı. Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri, sivil kayıpların önlenmesi için acil yaptırım çağrıları yaparken, taraflar arasındaki çatışmaların şiddeti giderek artıyor. Uzmanlar, el-Obeid'in düşmesi halinde ülkenin orta kesimlerinde insani felaketin derinleşeceği uyarısında bulunuyor.
El-Obeid neden kritik?
Kuzey Kordofan eyaletinin başkenti olan el-Obeid, başkent Hartum ile Darfur bölgesi arasındaki ana ikmal yolu üzerinde yer alıyor. Kentin kontrolü, Hartum'a giden hayati lojistik hatların güvenliği açısından belirleyici önem taşıyor. RSF, Nisan 2023'te başlayan çatışmaların ardından Hartum ve çevresinde geniş alanları ele geçirmiş, ancak el-Obeid'i şimdiye kadar kuşatma altına alamamıştı. Şimdi ise büyük bir askeri yığınakla kenti tamamen izole etmeye çalışıyor.
BM verilerine göre, el-Obeid ve çevresinde halihazırda 800 binden fazla sivil bulunuyor. Kentte temel gıda ve su kaynakları hızla tükenirken, sağlık hizmetleri neredeyse çökmüş durumda. İnsani yardım kuruluşları, RSF'nin ablukası nedeniyle yardım konvoylarının kente ulaşamadığını belirtiyor. Geçtiğimiz hafta el-Faşir'de binlerce sivilin ölümüne yol açan çatışmaların ardından, uluslararası toplumun el-Obeid için benzer bir felaketi önleme çabaları sürüyor.
Yaptırımlar çözüm olabilir mi?
ABD ve Avrupa Birliği, RSF lideri Hemedti ve ona yakın isimlere yönelik yaptırımları sıkılaştırarak grubun finansman kaynaklarını kurutmayı hedefliyor. Ancak Sudan uzmanları, yaptırımların savaşı durdurmada yeterli olmayacağını, zira tarafların silah ve mühimmat ihtiyacını bölgesel aktörler aracılığıyla karşıladığını vurguluyor. Birleşik Arap Emirlikleri'nin RSF'ye destek verdiği iddiaları, uluslararası toplumda tartışma yaratıyor. Aynı zamanda Mısır ve Suudi Arabistan gibi bölgesel güçlerin arabuluculuk çabaları da sonuçsuz kalıyor.
BM Güvenlik Konseyi'nde Rusya ve Çin'in yaptırım kararlarını bloke etmesi, Sudan'da kalıcı bir ateşkes sağlanmasını zorlaştırıyor. Uzmanlar, el-Obeid'deki krizin derinleşmesi halinde Sudan'ın parçalanma riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Zira RSF'nin kontrol ettiği bölgelerde etnik temizlik ve savaş suçu işlendiğine dair raporlar giderek artıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Sudan'daki çatışmalar, Doğu Afrika ve Sahel bölgesinde güvenlik dengelerini tehdit ediyor. Mısır, su kaynakları ve sınır güvenliği açısından Sudan'daki istikrarsızlıktan doğrudan etkilenirken, Etiyopya ile arasındaki gerginlik de derinleşiyor. RSF'nin Libya ve Çad üzerinden silah ve paralı asker tedarik etmesi, bu ülkelerdeki istikrarsızlığı daha da körüklüyor. Avrupa Birliği ise Sudan üzerinden Akdeniz'e yönelen düzensiz göç akışını kontrol altına almak için bölgedeki aktörlerle diyaloğu sürdürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sudan'daki çatışmalar, Türkiye'nin Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki stratejik çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, Sudan'da askeri işbirliği ve yatırımları bulunan bir ülke olarak, taraflar arasında arabuluculuk rolü üstlenme potansiyeline sahip. Ancak çatışmaların derinleşmesi, Türk şirketlerinin bölgedeki yatırımlarını ve Suakin Adası'ndaki varlığını tehlikeye atabilir. Ayrıca, Sudan'dan Türkiye'ye yönelen düzensiz göçün artması riski, Türk makamlarını yakından ilgilendiriyor. Türkiye'nin, BM ve Afrika Birliği çerçevesinde kalıcı bir ateşkes için diplomasi yürütmesi, bölgesel istikrar açısından kritik önem taşıyor.