Sudan'ın batısındaki stratejik kent El-Obeid, Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (RSF) kuşatması altında yanarken, ülkedeki iç savaşı sona erdirme çabaları generallerin uzlaşmaz tutumu nedeniyle tıkanmış durumda. Nisan 2023'te başlayan çatışmalar, Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) ile paramiliter RSF arasında şiddetlenerek devam ediyor. El-Obeid'in düşüşü, savaşın seyrini değiştirebilecek kritik bir dönemeç olarak değerlendiriliyor. Birleşmiş Milletler'e göre, çatışmalarda şu ana kadar 12 binden fazla kişi hayatını kaybetti, 8 milyon kişi yerinden edildi.
El-Obeid'in Stratejik Önemi ve Düşüşü
El-Obeid, Hartum'un yaklaşık 400 kilometre güneybatısında, Kuzey Kordofan eyaletinin başkenti. Kent, tarım ve hayvancılık bölgesine açılan kapı olmasının yanı sıra, Darfur'a giden lojistik hatlar üzerinde bulunuyor. RSF'nin kenti ele geçirmesi, SAF'ın batıya yönelik ikmal yollarını kesiyor. Görgü tanıklarına göre, çatışmalarda en az 200 sivil hayatını kaybetti, hastaneler yoğun bakıma muhtaç yaralılarla dolu. Yerel kaynaklar, tıbbi malzeme ve gıda sıkıntısının had safhada olduğunu belirtiyor. RSF'nin ilerleyişi, daha önce SAF kontrolünde olan çevre köyleri de tehdit ediyor.
Savaşın başlangıcından bu yana, iki taraf da sivilleri hedef almakla suçlanıyor. RSF, özellikle Batı Darfur'da etnik temizlik iddialarıyla karşı karşıya. SAF ise hava saldırılarında yerleşim yerlerini vurmakla eleştiriliyor. Her iki taraf da Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri tarafından savaş suçu işlemekle itham ediliyor. Ancak ne Hartum yönetimi ne de RSF bu suçlamaları kabul ediyor.
Dış Silah Desteği ve Bölgesel Boyut
Çatışmaları besleyen en önemli faktörlerden biri, taraflara akan dış silah yardımı. Birleşmiş Milletler raporlarına göre, SAF'a Mısır, İran ve Türkiye; RSF'ye ise Birleşik Arap Emirlikleri ve Libya üzerinden gelen paralı askerler ve silahlar destek veriyor. Bu dış müdahaleler, savaşın bir iç savaştan bölgesel bir vekalet savaşına dönüşmesine yol açıyor. Özellikle BAE'nin RSF'ye verdiği destek, Sudan'ın egemenliğine müdahale olarak görülüyor. BM Güvenlik Konseyi'nde bu konuda bir yaptırım kararı çıkmazken, Afrika Birliği arabuluculuğunda yürütülen barış görüşmeleri sonuçsuz kalıyor.
Savaşın bölgeye etkileri de büyüyor. Milyonlarca Sudanlı mülteci, komşu Çad, Mısır ve Güney Sudan'a sığınıyor. Bu durum, bölge ülkelerinde zaten kırılgan olan sosyal ve ekonomik yapıları daha da zorluyor. Ayrıca, Nil Nehri üzerindeki su kaynaklarının kontrolü de çatışmanın bir boyutu haline gelmiş durumda. Etiyopya'daki Rönesans Barajı'nın doldurulmasıyla ilgili gerilim, Sudan'ın iç savaşı nedeniyle daha da karmaşık bir hal alıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sudan'daki çatışma, Türkiye'nin Doğu Afrika ve Kızıldeniz havzasındaki stratejik çıkarlarını doğrudan etkilemektedir. Sudan, Türkiye'nin Afrika açılımı politikasında önemli bir partner olup, Savunma Sanayii Başkanlığı'nın tahminlerine göre iki ülke arasındaki ticaret hacmi 1 milyar doları aşmıştır. Suakin Adası'nda Türkiye'nin askeri varlığı bulunmakta, bu da Kızıldeniz'deki deniz yollarının güvenliği açısından kritik öneme sahiptir. Savaşın uzaması, Türk yatırımlarını ve diplomatik nüfuzunu tehdit etmektedir. Türkiye, taraflarla dengeli ilişkilerini koruyarak arabuluculuk yapmaya çalışsa da, silah satışlarının ve dış müdahalelerin savaşı körüklemesi, Ankara'nın elini zayıflatmaktadır.