Sudan'da Nisan 2023'te patlak veren iç savaş, ülkeyi insansız hava araçlarının (drone) yoğun olarak kullanıldığı bir çatışma alanına dönüştürdü. Hartum'da yaşayan bir görgü tanığı, savaşın başlamasından bu yana ilk kez Haziran 2026'da memleketine döndüğünde, şehrin drone saldırılarıyla nasıl bir laboratuvara dönüştüğünü anlattı. Abu Dabi'nin Sudan ordusuna verdiği destek, ülkeyi drone savaşının test sahası haline getirdi.
Drone Savaşının Arka Planı
Sudan'da Nisan 2023'te Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) ile Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) arasında başlayan çatışmalar, kısa sürede ülke geneline yayıldı. Hartum, savaşın merkezi haline geldi ve sivillerin yaşadığı mahalleler ağır bombardıman altında kaldı. Görgü tanığı, ailesiyle birlikte güvenlik için şehirden ayrılmak zorunda kaldığını, geri döndüğünde ise büyük bir travma yaşadığını ifade ediyor. Savaşın ilk aylarından itibaren her iki taraf da insansız hava araçlarını kullanmaya başladı. Ancak asıl dönüm noktası, BAE'nin Sudan ordusuna sağladığı drone desteği oldu. Abu Dabi yönetimi, özellikle 2024'ten itibaren Sudan ordusuna gelişmiş insansız hava araçları tedarik ederek çatışmanın seyrini değiştirdi. Bu destek, Sudan'ın drone savaşının bir laboratuvarı olarak anılmasına yol açtı.
Uzmanlar, BAE'nin Sudan'daki rolünün yalnızca askeri destekle sınırlı olmadığını, aynı zamanda bölgesel nüfuzunu artırmayı hedeflediğini belirtiyor. Sudan, Kızıldeniz'e kıyısı olan stratejik bir ülke ve BAE için önemli bir ticaret ve liman ortağı. Drone teknolojisinin sahada test edilmesi, Abu Dabi'nin savunma sanayii için de değerli veriler sağlıyor. Bu durum, Sudan'ı adeta bir silah test alanına çevirmiş durumda.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Sudan'daki drone savaşı, küresel silah ticareti ve vekalet savaşları açısından da dikkat çekici. BAE'nin yanı sıra bölgedeki diğer aktörler de çatışmaya müdahil. Örneğin, Rusya'nın Wagner grubu ve Libya üzerinden yapılan silah sevkiyatları, savaşın uluslararası bir boyut kazandığını gösteriyor. Ancak BAE'nin drone desteği, Sudan ordusunun hava üstünlüğünü ele geçirmesinde kritik bir faktör oldu. Bu durum, insansız hava araçlarının modern çatışmalardaki artan önemini ve devlet dışı aktörlerin de bu teknolojiye erişiminin yaygınlaştığını ortaya koyuyor. Uluslararası toplum, Sudan'daki insani krizi sona erdirmek için çaba sarf ederken, drone saldırıları sivil kayıpları artırıyor ve insani yardımların ulaştırılmasını zorlaştırıyor.
Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri, Sudan'da her iki tarafın da ayrım gözetmeyen saldırılar düzenlediğini ve bunun savaş suçu teşkil edebileceğini belirtiyor. Drone saldırıları, özellikle kalabalık bölgelerde büyük yıkıma yol açıyor. Hartum'a dönen görgü tanığı, şehrin büyük ölçüde harabeye döndüğünü, altyapının çöktüğünü ve insanların temel ihtiyaçlara erişimde zorluk çektiğini aktarıyor. Bu durum, savaşın sivil halk üzerindeki yıkıcı etkisini gözler önüne seriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sudan'daki drone savaşı ve BAE'nin artan etkisi, Türkiye'nin bölgesel çıkarları açısından dikkatle izlenmeli. Türkiye, son yıllarda Afrika Boynuzu'nda ve Kızıldeniz'de etkinliğini artırıyor; Sudan'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin bölgedeki ekonomik ve güvenlik çıkarlarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, BAE'nin drone teknolojisindeki ilerlemesi, Türkiye'nin kendi savunma sanayii ihracatı için bir rekabet unsuru oluşturabilir. Türkiye, insansız hava araçları alanında önemli bir oyuncu ve Sudan gibi pazarlarda BAE ile rekabet edebilir. Öte yandan, Sudan'daki insani krizin derinleşmesi, Türkiye'nin insani yardım diplomasisini güçlendirmesi için bir fırsat yaratabilir. Ancak, BAE'nin Sudan'daki askeri varlığı, bölgesel güç dengesini değiştirerek Türkiye'nin Afrika politikalarını zorlaştırabilir. Bu nedenle, Türkiye'nin Sudan'daki gelişmeleri yakından takip etmesi ve gerektiğinde diplomatik girişimlerde bulunması önem taşıyor.