Sudan'da ordu ile paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) arasındaki iç savaş sürerken, ordunun Darfur bölgesindeki bir pazara düzenlediği drone saldırısında en az 35 sivilin hayatını kaybettiği bildirildi. İnsan hakları örgütleri, saldırının sivilleri hedef aldığını ve bölgedeki insani durumun her geçen gün kötüleştiğini açıkladı. Saldırı, Sudan'da Nisan 2023'te başlayan ve on binlerce kişinin ölümüne yol açan çatışmaların en son örneği olarak kayıtlara geçti.
Saldırının Ayrıntıları
Yerel kaynaklara göre, saldırı Darfur'un kuzeyindeki El Fasher kentinin ana pazarında meydana geldi. Görgü tanıkları, insansız hava aracının (İHA) pazarın en yoğun olduğu saatlerde saldırı düzenlediğini ve çok sayıda sivilin enkaz altında kaldığını aktardı. Sudan Doktorlar Sendikası, saldırıda en az 35 kişinin öldüğünü, 50'den fazla kişinin yaralandığını ve bazı yaralıların durumunun kritik olduğunu duyurdu.
İnsan hakları örgütleri, saldırının uluslararası hukukun ihlali olduğunu ve savaş suçu teşkil edebileceğini belirtti. Birleşmiş Milletler (BM) Sudan Misyonu, saldırıyı kınayarak taraflara ateşkes çağrısında bulundu. Ancak ordu ve RSF, daha önce yapılan ateşkes anlaşmalarını defalarca ihlal etmiş durumda.
Çatışmanın Arka Planı
Sudan'da ordu ile RSF arasındaki çatışma, Nisan 2023'te başkent Hartum'da patlak vermişti. Ordunun başındaki General Abdülfettah el-Burhan ile RSF komutanı Muhammed Hamdan Dagalo arasındaki güç mücadelesi, ülkeyi iç savaşa sürüklemişti. Çatışmalar kısa sürede Darfur, Kordofan ve Hartum gibi bölgelere yayıldı.
BM verilerine göre, çatışmalar nedeniyle on binlerce kişi hayatını kaybetti, 10 milyondan fazla insan yerinden edildi ve ülke tarihinin en büyük insani krizlerinden biri yaşanıyor. Darfur, özellikle etnik temizlik iddialarıyla uluslararası toplumun dikkatini çekiyor. RSF'nin Arap milislere dayandığı, ordunun ise Arap olmayan toplulukları hedef aldığı yönünde raporlar bulunuyor.
Taraflar arasında yürütülen diplomatik çabalar, şu ana kadar kalıcı bir sonuç vermedi. Suudi Arabistan ve ABD öncülüğünde yürütülen müzakereler, ateşkesin sağlanmasında yetersiz kaldı. Sudan'ın komşuları Çad, Mısır ve Etiyopya ise mülteci akınıyla başa çıkmaya çalışıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Sudan'daki çatışma, sadece ülke içinde değil, bölgesel ve küresel güç dengeleri açısından da kritik bir öneme sahip. Sudan, Kızıldeniz kıyısındaki stratejik konumu nedeniyle jeopolitik açıdan büyük önem taşıyor. Ayrıca ülke, Nil Nehri'nin suları üzerindeki tartışmalarda da kilit bir rol oynuyor.
Rusya'nın, Sudan'daki altın madenleri ve Kızıldeniz'de askeri üs kurma planları nedeniyle orduya yakın olduğu biliniyor. Öte yandan Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) RSF'ye destek verdiği iddia ediliyor. Bu durum, bölgesel güçlerin çatışmaya dolaylı müdahalesini artırıyor. Batılı ülkeler ise çatışmanın bir an önce sona ermesi ve insani yardımların ulaştırılması için çağrılarını yineliyor.
Uzmanlar, Sudan'daki krizin devam etmesi halinde bölgede istikrarsızlığın artabileceği, mülteci akınlarının komşu ülkeleri olumsuz etkileyebileceği ve terör örgütlerinin bu kaos ortamından faydalanabileceği uyarısında bulunuyor. Ayrıca, çatışmaların Kızıldeniz'deki deniz güvenliğini tehdit etmesi, küresel ticaret yollarını etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Sudan ile tarihi ve dini bağları bulunan bir ülke olarak çatışmanın sona ermesini ve ülkede istikrarın sağlanmasını destekliyor. Ankara, taraflar arasında diyalog çağrısında bulunurken, insani yardımların ulaştırılması için de çaba sarf ediyor. Sudan'daki istikrarsızlık, Kızıldeniz'deki Türk çıkarlarını da etkileyebilir; zira Türkiye, bölgede deniz güvenliği ve ticaret yollarının korunmasına önem veriyor. Ayrıca, Sudan'da yaşayan Türk vatandaşlarının tahliyesi ve Türk yatırımlarının güvence altına alınması, Ankara'nın öncelikleri arasında yer alıyor. Türkiye'nin bu krizde arabuluculuk rolü üstlenmesi, bölgesel nüfuzunu artırabilir ve insani diplomasi açısından önemli bir adım olabilir.