İngiltere Başbakanı Keir Starmer, göreve geldiği günden bu yana ‘istikrarlı ve güvenilir’ bir lider profili çizmeye çalıştı. Ancak piyasalar, bu profile pek de sıcak bakmadı. Financial Times’ın ‘piyasa ölüm ilanı’ olarak nitelendirdiği bir analizde, Starmer’ın ekonomi yönetimi üç grafikle ‘sıkıcı’ olarak tanımlandı. Peki, bir başbakanın ‘sıkıcı’ bulunması ekonomik açıdan ne anlama geliyor? İşte detaylar.
Gelişmenin Arka Planı: Starmer’ın Ekonomik Vaadleri ve Gerçekler
Keir Starmer, Temmuz 2024’te İşçi Partisi’nin ezici zaferiyle başbakan oldu. Seçim kampanyasında ‘değişim’, ‘büyüme’ ve ‘yeşil sanayi devrimi’ vaatleriyle öne çıktı. Ancak göreve gelir gelmez, eski Muhafazakar hükümetin bıraktığı 22 milyar sterlinlik bütçe açığını gerekçe göstererek kemer sıkma politikalarına yöneldi. Vergi artışları ve kamu harcamalarında kesintiler içeren bir bütçe hazırladı. Piyasalar, bu hamleleri ‘yenilikçi olmaktan uzak ve beklentileri karşılamayan’ olarak değerlendirdi.
Özellikle, Starmer’ın iş dünyasıyla kurmaya çalıştığı ‘ortaklık’ dili, somut adımlara dönüşmedi. İngiltere’nin büyüme oranları %1’in altında seyrederken, enflasyon hedefin üzerinde kalmaya devam etti. Yatırımcılar, Starmer’ın ‘radikal’ değil ‘tedbirli’ bir çizgi izlemesinden rahatsız oldu. Bu durum, İngiliz sterlininin değer kaybetmesine ve tahvil getirilerinin yükselmesine yol açtı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: ‘Sıkıcı’ Liderler Dönemi mi?
Starmer’ın durumu, küresel ekonomide ‘güvenilir ama sıkıcı’ liderlere olan talebin azaldığını gösteriyor. Pandemi sonrası dönemde, yatırımcılar ve piyasalar vizyoner, cesur adımlar atan liderlere yönelmiş durumda. Örneğin ABD’de Joe Biden’ın büyük altyapı ve yeşil enerji yatırımları, piyasalar tarafından olumlu karşılanırken, Starmer’ın ‘orta yol’ politikaları ilgi çekmiyor. Avrupa’da ise Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un reformcu duruşu benzer bir etki yaratıyor.
İngiltere’nin Brexit sonrası konumu da Starmer’ın elini zayıflatıyor. AB ile ilişkilerin yeniden inşası konusunda somut adımlar atılmaması, ihracat odaklı sektörlerde belirsizlik yaratıyor. Özellikle finans sektörü, Londra’nın küresel merkez olma statüsünü korumak için daha aktif bir hükümet desteği bekliyor. Starmer’ın bu konulardaki ‘temkinli’ tutumu, ülkeyi yatırımcılar nezdinde cazip olmaktan uzaklaştırıyor.
Öte yandan, Starmer’ın popülist söylemlerden kaçınması ve mali disipline önem vermesi, uzun vadede olumlu sonuçlar doğurabilir. Ancak kısa vadede piyasalar, ‘heyecan verici’ vaatlerin peşinde koşan diğer ülkelere yöneliyor. Bu durum, İngiltere’nin küresel ekonomideki ağırlığını sorgulatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Starmer’ın piyasalarca ‘sıkıcı’ bulunması, Türkiye için de dersler barındırıyor. Türkiye, son yıllarda benzer bir ‘güvenilirlik’ sorunu yaşarken, Merkez Bankası’nın faiz politikaları ve Enflasyonla Mücadele Programı ile yatırımcı güvenini yeniden kazanmaya çalışıyor. Özellikle, yabancı yatırımcıların Türkiye’ye ilgisi, uygulanan politikaların ‘öngörülebilir’ olmasına bağlı. Ankara, Londra’nın ‘sıkıcı’ bulunarak yatırımcı kaybetmesini önlemek için daha cesur reformlara yönelebilir. Ayrıca, İngiltere ile ticaret hacminin artırılması, Türkiye’nin Brexit sonrası boşluğu doldurması açısından fırsat yaratabilir. Ancak Starmer’ın temkinli duruşu, bu fırsatın kullanılmasını da zorlaştırabilir.