İngiltere Başbakanı Sir Keir Starmer, göreve gelişinin ikinci yılını geride bırakırken, ülke yönetimindeki performansı karmaşık bir tablo ortaya koyuyor. İşçi Partisi liderinin iki yıllık icraatı, ekonomik toparlanma ve seçim vaatlerinin yerine getirilmesi açısından kısmi ilerlemelere işaret ederken, hükümetin yavaş temposu ve bazı reformların öngörülen hızda hayata geçirilememesi, kamuoyunda ve siyasi çevrelerde eleştirilere neden oluyor. Özellikle sağlık sistemi, eğitim ve altyapı yatırımları gibi kritik alanlarda atılan adımlar, beklentileri tam olarak karşılamaktan uzak.
Gelişmenin arka planı
Keir Starmer, 2024 yılında yapılan genel seçimlerde Boris Johnson sonrası dönemde ülkeyi sarsan siyasi istikrarsızlığın ardından başbakanlık koltuğuna oturmuştu. Seçim kampanyası boyunca “değişim” ve “dürüstlük” vurgusu yapan Starmer, Brexit sonrası ekonomik daralma, artan yaşam maliyeti ve kamu hizmetlerindeki aksaklıklarla mücadele edeceğini vaat etmişti. İki yılın sonunda, ekonomik büyüme rakamları mütevazı bir iyileşme gösterirken, enflasyon oranı hedeflenen seviyelere yaklaştı. Ancak işsizlik oranı ve özellikle genç nüfustaki işsizlik hâlâ yüksek seyrediyor. Hükümet, konut krizi ve göçmen politikaları konusunda da eleştirilerin odağında. Starmer yönetimi, Avrupa Birliği ile ilişkileri yeniden düzenleme sözü vermiş, ancak bu alanda somut ilerleme sınırlı kaldı. Özellikle ticaret anlaşmaları ve öğrenci değişim programları konusunda atılan adımlar, iş dünyasından olumlu sinyaller alsa da, Brexit sonrası oluşan ticari engeller tam anlamıyla aşılamadı.
Bölgesel veya küresel boyut
Starmer’ın liderliğindeki İngiltere, uluslararası arenada daha işbirlikçi bir profil çizmeye çalışıyor. Almanya ve Fransa başta olmak üzere Avrupa ülkeleriyle ilişkiler, Johnson dönemine kıyasla görece daha yumuşak bir seyir izliyor. Rusya-Ukrayna savaşı sürecinde İngiltere, Kiev yönetimine askeri ve ekonomik desteğini sürdürürken, bu tutum Batı ittifakı içindeki konumunu güçlendirdi. ABD ile ilişkiler ise Biden yönetimiyle uyumlu bir çizgide ilerliyor. Ancak küresel ekonomik belirsizlikler, Orta Doğu’daki çatışmalar ve Çin’in artan nüfuzu gibi faktörler, İngiltere’nin dış politikasını zorlamaya devam ediyor. Ülke, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olarak uluslararası krizlerde aktif rol üstlenmeye çalışıyor, ancak bu çabaların etkinliği, iç politikadaki kararsızlıklardan ötürü zaman zaman sorgulanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere ile Türkiye arasındaki ilişkiler, ticaret ve savunma alanlarında derinleşme potansiyeli taşıyor. Starmer yönetimi, AB’den ayrıldıktan sonra bağımsız ticaret anlaşmaları imzalama konusunda istekli; bu bağlamda Türkiye ile mevcut serbest ticaret anlaşmasının güncellenmesi gündemde kalabilir. İki ülke arasındaki savunma sanayii işbirlikleri, özellikle sahil güvenlik ve insansız hava araçları alanlarında önemli bir ivme yakalamış durumda. Ancak Starmer hükümetinin Kıbrıs ve Doğu Akdeniz meselelerindeki tutumu, Türkiye’nin çıkarlarıyla yer yer çelişebiliyor. Yine de, dengeli ve pragmatik bir dış politika izlenmesi halinde, ilişkilerin her iki ülke için de kazanımlar sağlayacağı değerlendiriliyor.