Sri Lanka, Uluslararası Para Fonu (IMF) programı çerçevesinde borç sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla dış borçlanmaya olan bağımlılığını azaltırken, iç piyasada uzun vadeli tahvil ihracını artırıyor. Maliye Bakan Yardımcısı Anil Jayantha Fernando'nun açıklamalarına göre, ülke kısa vadeli iç borçlanma araçlarından uzun vadeli tahvillere yönelerek borç yapısını daha sağlıklı bir hale getirmeyi hedefliyor. Bu strateji, ülkenin 2022'de yaşadığı ekonomik krizin ardından IMF ile imzalanan 3 milyar dolarlık destek programının önemli bir ayağını oluşturuyor.
Gelişmenin Arka Planı
Sri Lanka, 2022 yılında tarihinin en ciddi ekonomik krizlerinden birini yaşadı. Döviz rezervlerinin tükenmesi, temel gıda ve yakıt ithalatının durma noktasına gelmesi ve devletin dış borç yükümlülüklerini yerine getirememesi ülkeyi iflasın eşiğine getirdi. Bu süreçte hükümet, IMF'den acil destek talep etmiş ve 2023'te 48 aylık bir Ekim Fonu programı üzerinde anlaşmıştı. Programın temel hedefleri arasında mali disiplinin sağlanması, borç yapısının yeniden düzenlenmesi ve ekonomik büyümenin yeniden tesis edilmesi yer alıyordu. Bu kapsamda Sri Lanka, alacaklı ülkeler ve özel kreditörlerle borç yeniden yapılandırma görüşmeleri yürütüyor. Ancak bu görüşmeler uzun sürebileceği için ülke, iç piyasada borçlanma yapısını revize ederek kısa vadeli yükümlülüklerini azaltmaya çalışıyor. Bakan Yardımcısı Fernando, hükümetin öncelikle dış kredilere olan bağımlılığı azaltmayı ve iç piyasadan uzun vadeli finansman sağlamayı hedeflediğini belirtti. Sri Lanka Merkez Bankası'nın verilerine göre, ülkenin toplam kamu borcu gayri safi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 100'üne ulaşmış durumda. Bu borcun önemli bir kısmı döviz cinsinden olduğu için, kur dalgalanmalarına karşı kırılganlık yüksek. Bu nedenle hükümet, iç piyasada uzun vadeli tahvil ihraç ederek yerel para cinsinden borçlanmayı artırmayı ve böylece kur riskini minimize etmeyi planlıyor. Aynı zamanda kısa vadeli hazine bonolarının payını azaltarak, borçların vade yapısını uzatarak refinansman riskini düşürmeyi hedefliyor. Uzmanlar, bu stratejinin Sri Lanka'nın borç sürdürülebilirliği açısından olumlu bir adım olduğunu ancak iç piyasada borçlanmanın artmasının yerel faiz oranları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabileceğini de ifade ediyor. Bu durum, özel sektörün kredi maliyetlerini artırarak ekonomik toparlanmayı yavaşlatabilir. Ancak Sri Lanka hükümeti, bu riski dengelemek için maliye politikasında sıkılaşmaya gideceğini ve kamu harcamalarını kontrol altında tutacağını açıkladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Sri Lanka'nın bu hamlesi, yalnızca ulusal ekonomi için değil, bölgesel ve küresel finansal istikrar açısından da önem taşıyor. Güney Asya'da yaşanan ekonomik kriz, özellikle gelişmekte olan ülkelerin dış borç yönetimindeki zorlukları gündeme getirmişti. Pakistan, Bangladeş ve Maldivler gibi komşu ülkeler de benzer sorunlarla karşı karşıya. Sri Lanka'nın borç yönetimindeki başarısı, bu ülkeler için de bir model oluşturabilir. Uluslararası finans kuruluşları, gelişmekte olan ülkelerin dış borçlarını çevirmekte zorlandığı bir dönemde, Sri Lanka'nın iç piyasaya yönelmesi, küresel borç krizine karşı bir dayanıklılık örneği olarak değerlendirilebilir. Ayrıca, Sri Lanka'nın Çin ve Hindistan gibi bölgesel güçlerle olan ekonomik ilişkileri de bu süreçte yakından izleniyor. Ülke, Çin'e olan borçlarını yeniden yapılandırmak için Pekin ile görüşmelerini sürdürüyor. İç piyasada borçlanmanın artırılması, Sri Lanka'nın dış alacaklılara olan bağımlılığını azaltarak müzakere masasında daha güçlü bir konuma gelmesini sağlayabilir. Öte yandan, IMF'nin programı kapsamında Sri Lanka'nın mali performansı üç aylık gözden geçirmelerle denetleniyor. Ülkenin, iç borçlanma stratejisiyle bütçe açığını kontrol altında tutması ve büyümeyi desteklemesi bekleniyor. Bu süreçte Sri Lanka'nın uygulayacağı politikalar, diğer borçlu ülkeler için de önemli dersler içeriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sri Lanka'nın borç yönetimi stratejisi, Türkiye ekonomisi için benzer bir sınav niteliği taşıyor. Türkiye de yüksek dış borç stoku ve kur riski ile mücadele ederken, iç piyasada uzun vadeli TL cinsinden borçlanma araçlarını çeşitlendirmeye çalışıyor. Sri Lanka'nın dış borca bağımlılığı azaltma adımları, Türkiye'nin de kırılganlıklarını azaltma çabalarıyla paralellik gösteriyor. Küresel faiz oranlarının yükseldiği ve doların güçlendiği bir dönemde, gelişmekte olan ülkelerin borç yönetimi politikaları yakından izleniyor. Türkiye'nin kendi borç dinamiklerini yönetirken, Sri Lanka deneyiminden çıkarımlar yapması mümkün. Ancak Türkiye'nin daha büyük bir ekonomi olması ve bankacılık sisteminin güçlü olması, iki ülke arasındaki farklılıkları da ortaya koyuyor. Yine de Sri Lanka'nın yaşadığı kriz ve sonrasında uyguladığı politikalar, Türkiye için bir uyarı niteliği taşıyor: Dış borç yönetiminde sürdürülebilirlik ve şeffaflık, ekonomik istikrarın temel unsurlarıdır.