ABD’nin Somali’nin kuzeyindeki Somaliland’i resmen tanıması gerektiği yönündeki çağrılar, Washington’un dış politika gündeminde yeniden öne çıkıyor. Bu görüşü savunanlar, Amerikan stratejik çıkarlarının müttefiklerin tepkisinden daha öncelikli olduğunu belirtiyor. Somaliland, 1991’de Somali’den tek taraflı bağımsızlığını ilan etmesine rağmen bugüne kadar hiçbir ülke tarafından tanınmadı; ancak bölgede istikrarlı bir yönetim sergileyerek dikkat çekiyor. Özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne yakın stratejik konumu, büyük güçlerin ilgisini çekiyor.
Tanınma Tartışmasının Arka Planı
Somaliland, 1960’ta kısa süreli bağımsızlığının ardından Somali ile birleşmiş, ancak iç savaşın patlak vermesiyle 1991’de yeniden bağımsızlığını ilan etmişti. O tarihten bu yana kendi para birimini, pasaportunu ve güvenlik güçlerini oluşturan Somaliland, demokratik seçimler düzenleyerek bölgede nispeten istikrarlı bir yönetim sergiledi. Buna karşın Afrika Birliği ve Birleşmiş Milletler, Somali’nin toprak bütünlüğünü vurgulayarak tanınma çağrılarını reddetti.
Son yıllarda Somaliland, stratejik ortaklıklar kurma yolunda önemli adımlar attı. 2024 başında Etiyopya ile imzalanan mutabakat zaptı, Somaliland’in Berbera limanına erişim karşılığında Etiyopya’nın Somaliland’i tanıyabileceği yönünde yorumlandı. Bu gelişme, Somali merkezi hükümeti ve bölgesel aktörler arasında gerilimi artırdı. Ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri, Berbera limanı ve askeri üs yatırımlarıyla Somaliland’de nüfuzunu güçlendirdi. ABD ise Somaliland’deki Berbera Havalimanı ve limanını potansiyel bir güvenlik ve lojistik merkezi olarak değerlendiriyor.
ABD’nin Somaliland’i tanıması yönündeki argümanlar, bölgede artan Çin ve Rusya etkisine karşı bir denge unsuru oluşturma ihtiyacına dayanıyor. Çin, Cibuti’de askeri üs kurmuş durumda; Rusya ise Sudan’da liman anlaşmaları peşinde. ABD’nin Afrika Boynuzu’nda güvenilir bir ortak bulma arayışı, Somaliland’i öne çıkarıyor. Ancak Washington’un Somai’nin toprak bütünlüğüne verdiği geleneksel destek ve Türkiye, Katar gibi müttefiklerinin Somali merkezi hükümetiyle yakın ilişkileri, tanıma adımını zorlaştırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Somaliland’in tanınması, Afrika Boynuzu’ndaki güç dengelerini kökten değiştirebilir. Etiyopya, denize erişim için Somaliland ile işbirliğini derinleştirirken, Somali merkezi hükümeti bu adımı egemenliğine tecavüz olarak nitelendiriyor. Mısır ve Eritre gibi ülkeler, Etiyopya’nın genişlemeci emellerine karşı Somali’yi destekliyor. Bu durum, bölgede yeni bir vekalet çatışması riskini artırıyor.
ABD’nin tanıma kararı, NATO müttefikleri Türkiye ve diğerleriyle ilişkilerde gerilime yol açabilir. Türkiye, Somali’de önemli yatırımlar yapmış, askeri üs kurmuş ve Somali Ulusal Ordusu’nu eğitiyor. Ankara için Somaliland’in tanınması, Somali’deki nüfuzunu ve Afrika Boynuzu’ndaki stratejik konumunu zayıflatabilir. Öte yandan, ABD’nin Somaliland’i tanıması, Çin’in bölgedeki kuşak-yol projelerine karşı bir hamle olarak da görülüyor. Ancak böyle bir adım, Afrika Birliği’nin toprak bütünlüğü ilkesine aykırılık teşkil edeceği için kıtada geniş yankı uyandırabilir.
Uluslararası hukuk açısından Somaliland’in tanınması, devletlerin tanıma yetkisine ilişkin tartışmaları alevlendirebilir. Kosova’nın tanınmasında olduğu gibi, bazı ülkeler önce tanıyarak fiili durumu meşrulaştırabilir. Ancak Somaliland’in tanınması, Somali’nin istikrarsızlığını daha da derinleştirebilir ve El-Şebab gibi radikal grupların işine yarayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’nin Somaliland’i tanıması, Türkiye’nin Afrika Boynuzu’ndaki stratejik çıkarlarını doğrudan etkiler. Türkiye, Somali’de askeri üs, liman işletmesi ve kalkınma projeleriyle önemli yatırımlar yapmıştır. Somaliland’in tanınması, Somali’nin toprak bütünlüğünü sarsarak Ankara’nın Mogadişu ile ilişkilerini ve bölgedeki nüfuzunu zayıflatabilir. Ayrıca Etiyopya’nın Somaliland üzerinden denize açılma hamlesi, Mısır ile yaşanan Nil gerilimini derinleştirir. Türkiye, hem Somali hem de Etiyopya ile iyi ilişkiler yürütmeye çalışırken, böyle bir tanıma adımı Ankara’nın denge politikasını bozabilir. Türkiye’nin bölgedeki askeri varlığı ve ekonomik yatırımları göz önüne alındığında, ABD’nin atacağı adım Türk dış politikası için yakından izlenmesi gereken bir sınav niteliğindedir.