Afrika Boynuzu açıklarında son aylarda artan korsan saldırıları, özellikle üç ticari geminin kaçırılması, uluslararası toplumun yıllar içinde kazandığı deniz güvenliği başarısının ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi. 2011'de zirve yapan Somali korsanlığı, büyük ölçüde çokuluslu deniz koalisyonları, armatörlerin aldığı önlemler ve uluslararası hukuki düzenlemeler sayesinde neredeyse sıfırlanmıştı. Ancak bu kez eski korsanlarla mücadele eden geniş koalisyonun yeniden oluşturulması beklenmiyor. Uzmanlar, bölgedeki siyasi istikrarsızlık, ekonomik çöküntü ve deniz güvenliğindeki boşlukların korsanlığı yeniden tetiklediğini belirtiyor.
Saldırıların Arka Planı: Somali'nin Kırılgan Yapısı
Uluslararası Denizcilik Bürosu'nun (IMB) raporlarına göre, 2024'ün ilk çeyreğinde Somali açıklarında en az 10 korsan saldırısı kaydedildi. Bunlardan en dikkat çekeni, Şubat ayında Aden Körfezi'nde bir kargo gemisinin silahlı kişilerce ele geçirilmesi oldu. Gemi ve mürettebatı, Somali'nin kuzeydoğusundaki Puntland sahiline yönlendirildi. Bu olay, 2017'den bu yana ticari bir geminin başarılı şekilde kaçırılan ilk vaka olarak kayıtlara geçti. Ardından Mart ayında balıkçı teknesi ve küçük bir yük gemisi daha korsanların eline geçti. Bu saldırılar, bölgede devriye gezen savaş gemilerinin sayısının azalmasıyla aynı döneme denk geldi.
Somali'deki korsanlığın kökenleri, 1991'deki devlet çöküşüne ve ardından gelen iç savaşa dayanıyor. Uzun süredir merkezi hükümetin zayıf olduğu bölgelerde, özellikle Puntland ve Galmudug eyaletlerinde, korsanlık bir geçim kaynağı haline gelmişti. 2008-2012 arasında uluslararası deniz güçleri, NATO ve AB deniz gücü (NAVFOR) operasyonları, ticari gemilere silahlı koruma sağlanması ve gemilerde güvenli odaların bulunması gibi önlemlerle korsan saldırılarını büyük ölçüde bastırdı. Ancak bu çabalar kalıcı bir çözüm getirmedi; Somali'nin karasal sorunları çözülmeden denizdeki güvenlik sağlanamayacağı gerçeği değişmedi.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yeni Tehdit Dinamikleri
Uzmanlara göre, bu yeni korsan dalgası sadece Somali'nin iç sorunlarının bir yansıması değil; aynı zamanda Kızıldeniz'deki devam eden krizle de bağlantılı. Yemen'deki Husilerin ticari gemilere yönelik saldırıları, büyük nakliye şirketlerini Ümit Burnu rotasına yöneltti. Bu rota, Somali açıklarından geçtiği için gemiler yeniden korsanlık riskiyle karşı karşıya kaldı. Uluslararası Para Fonu'nun verilerine göre, 2023'ün sonundan itibaren Ümit Burnu'ndan geçen gemi trafiği %60 arttı. Bu durum, korsanlara daha geniş bir hedef havuzu sunuyor. Ayrıca, bölgedeki deniz gücü varlığı büyük ölçüde azaldı: NATO'nun 2016'da sona erdirdiği Ocean Shield operasyonu ve AB'nin Atalanta operasyonunun kapsamı daraltıldı. HMAS, Japon ve Güney Kore savaş gemileri de bölgeden çekildi.
Bununla birlikte, korsanlıkla mücadelede yeni aktörler sahne alıyor. Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Çin, Afrika Boynuzu'nda deniz gücü projeksiyonu yaparak hem ticari çıkarlarını korumaya hem de bölgesel nüfuzlarını artırmaya çalışıyor. Türkiye'nin Somali ile yaptığı savunma anlaşmaları ve Katar'ın mali desteği, Mogadişu hükümetinin kapasitesini artırma çabalarında öne çıkıyor. Ancak bu çabalar, korsanlığın temel nedenleri olan yoksulluk, işsizlik ve iklim değişikliği kaynaklı kıtlık gibi sorunları çözmekten uzak. Dolayısıyla, bu yeni korsan dalgası, uluslararası toplumun Somali'ye yönelik kapsamlı bir strateji geliştirmesini zorunlu kılıyor. Aksi takdirde, 2000'li yılların ortasındaki korsanlık felaketine geri dönüş kaçınılmaz görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Somali'de yeniden alevlenen korsanlık, Türkiye'nin bölgedeki artan angajmanı açısından kritik bir sınav niteliği taşıyor. Türkiye, Somali ile imzaladığı savunma ve ekonomik işbirliği anlaşmalarıyla Mogadişu yönetiminin kapasitesini güçlendirmeye çalışıyor. Ancak korsanlık tehdidi, Türk ticaret gemilerini ve Türkiye'nin Körfez ile Afrika arasındaki ticaretini doğrudan etkileme potansiyeline sahip. Ayrıca, Türkiye'nin Katar ve Somali ile kurduğu üçlü mekanizma, bölgede istikrarın sağlanması açısından önemli bir araç olabilir. Türkiye, hem insani yardımları hem de askeri eğitim desteğiyle Somali'nin karasal sorunlarının çözümüne katkı sunarken, deniz güvenliği alanında da daha aktif bir rol üstlenmelidir. Aksi takdirde, bu yeni korsan dalgası Türkiye'nin Afrika açılımına ve deniz ticaretine ciddi darbe vurabilir.