Uluslararası ilişkiler uzmanı Thomas Wright, Soğuk Savaş'ın bitişiyle kurulan düzenin artık geri dönüşü olmayan bir biçimde değiştiğini öne sürüyor. Wright'ın analizi, Batı'nın liderliğindeki liberal uluslararası düzenin temel dinamiklerinin yerini, çok kutuplu ve daha belirsiz bir yapıya bıraktığını gösteriyor. Bu dönüşüm, yalnızca jeopolitik dengeleri değil, aynı zamanda küresel yönetişim kurallarını ve uluslararası iş birliği mekanizmalarını da kökten etkiliyor.
Gelişmenin arka planı
Thomas Wright, Brookings Enstitüsü'nde yaptığı kapsamlı analizde, 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla başlayan ve ABD'nin tek süper güç olarak öne çıktığı dönemin sona erdiğini belirtiyor. Wright'a göre, bu süreçte yaşanan en önemli kırılma noktaları; Çin'in yükselişi, Rusya'nın revizyonist dış politikası, ABD'nin iç siyasi kutuplaşması ve küresel güç dağılımındaki değişimlerdir. Özellikle 2008 mali krizi ve 2020'deki COVID-19 salgını, Batı'nın liderlik kapasitesindeki zaafları açıkça ortaya koymuştur. Wright, bu gelişmelerin ardından uluslararası sistemde çok kutupluluğun kaçınılmaz hale geldiğini ve bu yeni yapının kendine özgü kuralları ve çelişkileri beraberinde getirdiğini ifade ediyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Analist, Soğuk Savaş sonrası düzenin çöküşünün yalnızca büyük güçler arasındaki rekabeti artırmakla kalmadığını, aynı zamanda bölgesel krizlerin çözümünü de zorlaştırdığını savunuyor. Ortadoğu'dan Doğu Avrupa'ya, Güney Çin Denizi'nden Afrika'ya kadar pek çok coğrafyada çatışma riski artarken, uluslararası kurumların bu krizlere müdahale kapasitesi zayıflıyor. Wright, iklim değişikliği, göç ve salgın hastalıklar gibi küresel sorunların çözümünde iş birliğinin giderek zorlaştığını, bunun da dünya genelinde istikrarı tehdit ettiğini belirtiyor. Ayrıca, teknolojik rekabetin ve ticaret savaşlarının bu tabloyu daha da karmaşık hale getirdiği vurgulanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Soğuk Savaş sonrası düzenin çöküşü, Türkiye'nin dış politika stratejilerini doğrudan etkiliyor. Çok kutuplu dünya düzeninde Türkiye, hem NATO içindeki konumunu hem de bölgesel aktörlerle ilişkilerini yeniden tanımlamak zorunda. Bu belirsizlik ortamı, Türkiye'ye daha bağımsız bir manevra alanı sunarken, aynı zamanda güvenlik risklerini de artırıyor. Özellikle Doğu Akdeniz, Suriye ve Karadeniz'deki gelişmeler, Türkiye'nin stratejik önceliklerini yeniden gözden geçirmesini gerektiriyor. Enerji güvenliği, savunma sanayi ve ekonomik istikrar gibi alanlarda Ankara'nın yeni düzene uyum sağlama çabaları, önümüzdeki dönemde belirleyici olacak.