Küresel ekonominin yeni bir aşamasında, çok uluslu şirketler devletlerden giderek daha fazla sübvansiyon ve vergi indirimi talep ediyor. Bu durum, hükümetler üzerinde ciddi bir mali baskı oluştururken, ülkeler arasında yatırım çekme rekabetini de kızıştırıyor. Özellikle imalat, teknoloji ve yeşil enerji sektörlerinde faaliyet gösteren dev şirketler, fabrika veya merkezlerini taşıma tehdidiyle pazarlık masasında daha güçlü bir konum elde ediyor. Ekonomistler, bu eğilimin kamu kaynaklarının etkin kullanımı ve vergi adaleti açısından uzun vadeli riskler taşıdığı uyarısında bulunuyor.
Şirket Göçünün Arka Planı
Son yıllarda, özellikle ABD ve Avrupa Birliği'nde, hükümetler kritik sektörleri desteklemek için milyarlarca dolarlık teşvik paketleri açıkladı. ABD'de 2022'de kabul edilen Enflasyon Azaltma Yasası (IRA), yeşil teknoloji ve elektrikli araç üretimini teşvik etmek için 369 milyar dolarlık bir bütçe ayırdı. AB ise buna karşılık olarak kendi Yeşil Mutabakat Sanayi Planı'nı devreye soktu. Çin de benzer şekilde yerli üreticilere büyük destekler sağlıyor. Bu teşvik yarışı, şirketlerin "göç etme" tehdidiyle daha da alevleniyor. Örneğin, bir otomobil üreticisi yeni bir fabrika için birkaç ülkeden teklif alıp, en cazip paketi seçebiliyor. Bu durum, devletlerin birbirine karşı koz olarak kullandığı bir "sübvansiyon ihalesi" ortamı yaratıyor.
Şirketlerin talepleri sadece vergi indirimiyle sınırlı değil. Altyapı yatırımları, arazi tahsisi, enerji maliyetlerinde destek, hatta işgücü esnekliği gibi konularda da tavizler isteniyor. Bazı durumlarda şirketler, belirli bir bölgede kalmaları karşılığında doğrudan nakit transferi bile talep edebiliyor. Bu tür talepler, devletlerin bütçe disiplinini zorluyor ve diğer kamu hizmetlerine ayrılacak kaynakları azaltıyor.
Küresel ve Bölgesel Boyut
Bu gelişme, küresel ticaret ve yatırım dinamiklerini derinden etkiliyor. Gelişmiş ülkeler, kritik teknolojilerde kendi kendine yeterliliği artırmak için devasa sübvansiyonlar dağıtırken, gelişmekte olan ülkeler aynı imkânlara sahip olmadığı için rekabette geri kalıyor. Bu da küresel eşitsizliği artırıcı bir etki yapıyor. Öte yandan, şirketlerin bu pazarlık gücü, vergi cennetleri ve kâr aktarımı gibi konularda da yeni tartışmaları beraberinde getiriyor. OECD öncülüğünde yürütülen küresel asgari kurumlar vergisi çalışmaları, bu tür suiistimalleri engellemeyi amaçlasa da, sübvansiyon yarışı hâlâ kontrol altına alınabilmiş değil.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi kurumlar, bu tür teşviklerin verimlilik kaybına yol açabileceği ve piyasa bozulmalarına neden olabileceği konusunda uyarıyor. Ancak siyasi baskılar ve istihdam kaygıları, hükümetleri bu yola itmeye devam ediyor. Özellikle seçim dönemlerinde, iktidarlar fabrika açılışlarını veya yatırım taahhütlerini kendi başarıları olarak sunmak için bu tür anlaşmalara sıcak bakıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye de bu küresel sübvansiyon yarışından etkileniyor. Yabancı yatırımcıyı çekmek için çeşitli teşvik paketleri sunan Türkiye, özellikle otomotiv, beyaz eşya ve savunma sanayinde önemli yatırımlar aldı. Ancak artan kamu borcu ve enflasyon baskısı, sübvansiyonların sürdürülebilirliğini zorlaştırıyor. Şirketlerin taşınma tehdidi, Türkiye'nin pazarlık gücünü azaltabilir. Öte yandan, Türkiye'nin stratejik konumu ve genç işgücü, bazı sektörlerde avantaj sağlıyor. Yine de uzun vadede, şeffaf ve öngörülebilir bir yatırım ortamı sağlamak, sadece vergi indirimine dayalı teşviklerden daha etkili olacaktır. Aksi halde, kamu kaynakları birkaç büyük şirketin taleplerini karşılamak için harcanırken, KOBİ'ler ve diğer sektörler rekabette geri kalabilir.