Geçtiğimiz hafta, kayıtlı bir cinsel suçlu olan Simon Levy, iki seks işçisini öldürmekten nadir görülen bir ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Bu dava, toplumun en savunmasız kesimlerinden biri olan seks işçilerinin maruz kaldığı şiddeti ve adalet sisteminin bu kadınları ne kadar sıklıkla yüzüstü bıraktığını bir kez daha gözler önüne serdi. Levy'nin cezası, İngiltere'de nadir uygulanan bir yaptırım olarak dikkat çekerken, asıl mesele bu tür suçların önlenmesindeki sistematik başarısızlıklardır.
Gelişmenin arka planı: Levy'nin suçları ve yargı süreci
Simon Levy, 2020 yılında Londra'da iki seks işçisi olan Natalie Shotter ve Christine Meyer'in ölümünden sorumlu tutuldu. Levy, kurbanlarına uyuşturucu vererek öldürmüş ve cesetlerini farklı bölgelere atmıştı. Mahkeme sürecinde, Levy'nin daha önce de cinsel saldırı suçlarından hüküm giydiği ve kayıtlı bir cinsel suçlu olduğu ortaya çıktı. Ancak tüm bu geçmişe rağmen, Levy'nin serbest dolaşımı devam etmiş ve bu da yetkililerin risk değerlendirmesi konusundaki eksikliklerini gözler önüne sermiştir.
Yargıç, kararında Levy'nin 'acımasız ve soğukkanlı' bir katil olduğunu vurguladı. Ancak asıl soru, bu suçların önlenip önlenemeyeceğiydi. Levy'nin daha önceki suçlarına rağmen neden serbest bırakıldığı ve neden yakından izlenmediği, adalet sisteminin kadınlara yönelik şiddete karşı tutumunu sorgulatan önemli bir nokta. Özellikle seks işçilerinin, damgalanma korkusuyla polise başvurmaktan çekinmeleri ve bu durumun suçluların cezasız kalmasına yol açması, sistemin en büyük açmazlarından biri olarak öne çıkıyor.
Bölgesel veya küresel boyut: Seks işçilerine yönelik şiddet ve adalet arayışı
Bu dava, yalnızca İngiltere'de değil, tüm dünyada seks işçilerine yönelik şiddetin ne kadar yaygın olduğunu ve adalet sistemlerinin bu konudaki yetersizliğini gözler önüne seriyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, seks işçileri, diğer kadınlara kıyasla cinayete kurban gitme riskiyle karşı karşıya. Bu durum, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve damgalamanın bir sonucu olarak değerlendiriliyor. Bazı ülkelerde seks işçiliğinin yasallaştırılması, bu kişilerin haklarını koruma altına alırken, diğerlerinde hâlâ suç kapsamında değerlendirilmesi, şiddet mağduru kadınların adalete erişimini daha da zorlaştırıyor. Levy davası, bu anlamda, dünya genelinde seks işçilerine yönelik şiddetin önlenmesi için daha kapsamlı politikaların gerekliliğini ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de seks işçiliği yasal ancak düzenlenmemiş bir alan olarak varlığını sürdürüyor. Bu dava, Türkiye'deki adalet sistemi ve polis teşkilatı için de önemli bir ders niteliği taşıyor. Seks işçilerine yönelik şiddetin önlenmesi için risk değerlendirmelerinin yapılması, damgalamanın azaltılması ve bu kişilerin adalete erişiminin kolaylaştırılması gerekiyor. Türkiye'de de benzer vakaların yaşanmaması için toplumsal farkındalık çalışmaları ve polis eğitimlerinin güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Ayrıca, Türkiye'nin kadına yönelik şiddetle mücadelede uluslararası sözleşmelere taraf olması, bu tür önlemlerin hayata geçirilmesi için bir zemin sağlıyor.