ABD’de siber güvenlik alanında ayrı bir askeri kuvvet oluşturulması yönündeki çağrılar her geçen gün artarken, uzmanlar bu tartışmanın önceliklerinin yanlış olduğunu belirtiyor. “Hemen üniformaları seçmeye başlamayalım” uyarısında bulunan analistler, asıl ihtiyacın siber alandaki yönetişim yapısının elden geçirilmesi olduğunu savunuyor. Geçtiğimiz Haziran ayında New York Senatörü Kirsten Gillibrand’ın Savunma Bakanlığı bünyesinde ayrı bir siber hizmet dalı kurulmasını öngören yasa değişikliği teklifi, konuyu yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı. Ancak uzmanlara göre, kurumsal yapıyı değiştirmeden önce siber güvenlikteki yetki karmaşası çözülmeli.
Siber Kuvvet Tartışmasının Arka Planı
ABD ordusunda siber operasyonlar, şu anda ABD Siber Komutanlığı (USCYBERCOM) tarafından yürütülüyor. Bu komutanlık, Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) ile aynı yönetim altında; her iki kurumun direktörü de aynı kişi. Bu yapı, casusluk ve saldırgan siber operasyonlar arasındaki duvarı muğlaklaştırdığı gerekçesiyle eleştiriliyor. Ayrıca, her bir askeri birim (Ordu, Deniz Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri, Deniz Piyadeleri ve Uzay Kuvvetleri) kendi siber birimlerine sahip. Bu da koordinasyon eksikliğine ve kaynak israfına yol açıyor.
Senatör Gillibrand’ın teklifi, bu dağınık yapıyı tek bir çatı altında toplamayı amaçlıyor. Ancak Savunma Bakanlığı yetkilileri, mevcut yapının işlediğini ve yeni bir kuvvet oluşturmanın maliyetli ve zaman alıcı olacağını savunuyor. Uzmanlar ise asıl sorunun, siber güvenlik stratejisinin federal kurumlar arasında parçalanmış olması olduğunu ifade ediyor. Federal düzeyde 30’dan fazla kurum, siber güvenlikle ilgili görevlere sahip; bu da yetki karmaşasına ve mükerrer işlere neden oluyor.
Siber Yönetişimin Küresel Boyutu
Siber saldırı tehdidi her geçen gün artarken, yönetişim eksiklikleri ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Sivil altyapıya yönelik saldırılar (enerji şebekeleri, su sistemleri, sağlık sektörü) ulusal güvenliği tehdit ederken, özel sektörün de savunmasız olduğu görülüyor. ABD’nin bu alandaki zafiyeti, diğer ülkeler için de önemli dersler içeriyor.
NATO, siber savunmayı kolektif savunmanın bir parçası olarak kabul etmiş durumda; ancak üye ülkeler arasındaki kapasite farkları ve hukuki düzenlemelerdeki uyumsuzluklar, ittifakın etkinliğini sınırlıyor. Ayrıca, uluslararası hukukta siber saldırıların tanımı ve devletlerin sorumluluğu konusunda hâlâ net kurallar yok. Bu belirsizlik, siber saldırıların caydırılmasını zorlaştırıyor.
Uzmanlar, siber güvenlikte başarılı olmak isteyen ülkelerin öncelikle merkezi bir koordinasyon mekanizması oluşturması, yetki karmaşasını gidermesi ve kamu-özel sektör iş birliğini güçlendirmesi gerektiğini vurguluyor. Ayrıca, insan kaynağının geliştirilmesi ve siber savunma kabiliyetlerinin sürekli güncellenmesi kritik önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, son yıllarda siber güvenlik konusunda önemli adımlar attı; ancak ABD’deki tartışmalar, kurumsal yapıların ne kadar kritik olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Türkiye’de siber güvenlik faaliyetleri, Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi ve Ulaştırma Bakanlığı koordinasyonunda yürütülüyor; ancak bu kurumların yetki alanlarının netleştirilmesi gerekiyor. Ayrıca, NATO üyesi olarak Türkiye’nin ittifak içindeki siber savunma kapasitesini artırması ve dost ülkelerle bilgi paylaşımını güçlendirmesi, küresel siber tehditlere karşı ulusal direnci artıracaktır.