Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in Washington'a gelişi, sürgündeki Uygur ve Tibet toplulukları için kritik bir fırsat penceresi oluşturdu. Bu gruplar, ABD Başkanı Donald Trump'tan zirvede dini özgürlükler ve soykırım iddialarını masaya yatırmasını bekliyor. Ziyaret, iki ülke arasında ticaretten Kuzey Kore'ye kadar birçok başlıkta gerilimin sürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.
Zirvenin Arka Planı ve Sürgün Gruplarının Talepleri
Şi Cinping'in Washington ziyareti, 2017'deki Mar-a-Lago görüşmesinden bu yana ABD-Çin ilişkilerindeki en üst düzey temas olma özelliği taşıyor. Ancak bu kez gündemde sadece ticaret savaşları ve Kuzey Kore nükleer programı yok. Sürgündeki Uygur ve Tibetli aktivistler, insan hakları ihlallerinin de zirve masasında yer alması gerektiğini savunuyor.
Dünya Uygur Kongresi ve Tibetli sürgün hükümeti gibi gruplar, son haftalarda Washington'da yoğun lobi faaliyeti yürüttü. Amaçları, Trump yönetimini Doğu Türkistan'daki (Sincan) toplama kampları ve Tibet'teki dini baskılar konusunda somut adımlar atmaya ikna etmek. Gruplar, özellikle Trump'ın geçmişte insan hakları konusunda Çin'e karşı sert söylemlerini hatırlatarak, bu kez eylem beklediklerini vurguluyor.
Çin hükümeti ise Sincan'daki uygulamaları 'terörle mücadele ve mesleki eğitim' olarak tanımlarken, Tibet'te istikrar ve kalkınma vurgusu yapıyor. Pekin, insan hakları eleştirilerini 'iç işlerine müdahale' olarak nitelendiriyor ve zirvede bu konunun gündeme gelmesini engellemeye çalışıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İnsan Hakları mı, Ticaret mi?
ABD-Çin ilişkileri, son yıllarda ticaret savaşları, teknoloji rekabeti ve Güney Çin Denizi'ndeki gerilimlerle şekilleniyor. Trump yönetimi, Çin'e yönelik ekonomik baskıları artırırken, insan hakları konusunu genellikle ikincil planda tuttu. Ancak Kongre'de her iki partiden de gelen baskılar, yönetimin Sincan ve Tibet konularında daha fazla ses çıkarmasını gerektiriyor.
Uluslararası alanda ise Çin, Kuşak ve Yol Girişimi ile ekonomik nüfuzunu genişletirken, insan hakları örgütleri ve bazı Batılı ülkeler Pekin'i Sincan'da soykırım ve kitlesel gözaltılarla suçluyor. Birleşmiş Milletler raporları, bölgede ciddi ihlaller olduğunu ortaya koydu ancak bağlayıcı bir yaptırım uygulanmadı.
Zirvede insan hakları konusunun ne kadar yer bulacağı belirsiz. Trump'ın önceliği ticaret açığı ve Kuzey Kore olabilir. Yine de sürgün gruplarının beklentisi, en azından ortak basın toplantısında bu konunun dile getirilmesi. Uzmanlar, Çin'in ekonomik tavizler karşılığında insan hakları konusunda herhangi bir taviz vermeyeceğini, ancak ABD'nin yaptırım tehdidinin müzakere kozu olarak kullanılabileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Doğu Türkistan ve Tibet konularındaki hassasiyeti nedeniyle doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, tarihsel ve kültürel bağları olan Uygur Türklerine yönelik baskıları çeşitli platformlarda dile getirdi. ABD-Çin zirvesinde insan haklarının gündeme gelmesi, Ankara'nın uluslararası alanda yalnız olmadığını gösterebilir. Öte yandan Türkiye, Çin ile ekonomik ve stratejik ilişkilerini dengede tutmaya çalışıyor; Kuşak ve Yol projesi ve turizm gibi alanlarda işbirliği sürüyor. Zirveden çıkacak sonuç, Türkiye'nin hem Batı ile ittifakı hem de Asya açılımı açısından bir referans noktası oluşturabilir.