Nikaragua Devlet Başkanı Daniel Ortega, 2021 seçimlerinde tüm muhalefet adaylarını saf dışı bırakarak dördüncü kez seçildiğinde, ülkedeki demokrasinin çoktan yok olduğu artık gizlenemez hale gelmişti. Bu gelişme, yalnızca Orta Amerika'nın bu küçük ülkesinin değil, dünya genelinde giderek yaygınlaşan otoriterleşme dalgasının da bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Seçimlerin bir formaliteye dönüştüğü, yurttaşların iradesinin yok sayıldığı bir ortamda, demokrasinin geleceğine dair kaygılar her geçen gün artıyor.
Seçimlerin Görünürlükten İçi Boşluğa Dönüşümü
Ortega'nın 1979 devrimiyle iktidara gelen Sandinista Ulusal Kurtuluş Cephesi (FSLN), 1990'da seçimle devredildikten sonra 2006'da yeniden iktidara gelmiş, ancak bu kez gücü bırakmamıştı. Muhalefet partileri, aday belirleme süreçlerinde sistematik engellemelerle karşılaşırken, bağımsız medya susturulmuş, sivil toplum örgütleri kapatılmıştı. Nikaragua'da son seçimlere katılım oranı yüzde 65 olarak açıklandı ancak bağımsız gözlemciler bu rakamın gerçeği yansıtmadığını, sandıkların hükümet yanlıları tarafından kontrol edildiğini öne sürdü.
Seçimlerin meşruiyetinin tartışılır hale gelmesi, sadece Nikaragua'nın iç meselesi olmaktan çıkmış durumda. ABD ve Avrupa Birliği, Ortega hükümetine yönelik yaptırımları artırırken, uluslararası toplum da bu durumu kınamakta. Ancak bu önlemler, ülkedeki otoriterleşmeyi durdurmaya yetmiyor. Aksine, dış baskıların hükümetin elini güçlendirdiği, ulusalcı söylemlerin pekiştirildiği görülüyor.
Küresel Otokrasi Dalgasıyla Paralellik
Nikaragua'daki tablo, dünya genelinde gözlemlenen otokrasiye geçiş (autocratization) eğiliminin bir parçası olarak okunabilir. The Economist'in Demokrasi Endeksi'ne göre, dünya nüfusunun yarısından fazlası demokratik olmayan rejimler altında yaşıyor. Bu eğilim, seçimlerin özgür ve adil olmaktan çıktığı, yargı bağımsızlığının zayıfladığı, ifade özgürlüğünün kısıtlandığı ülkelerde daha da belirginleşiyor. Özellikle Macaristan'da Viktor Orban'ın 'illiberal demokrasi' modeli, Rusya'da Vladimir Putin'in 'egemen demokrasi' kavramı, seçimlerin içini boşaltan örnekler olarak anılıyor.
Bu tür rejimlerde seçimler, güçlü liderin meşruiyetini pekiştiren bir ritüele dönüşüyor. Seçmenlerin tercihleri, önceden belirlenmiş sonuçları onaylamaktan öteye geçmiyor. Bu durum, demokrasinin sadece sandıktan ibaret olmadığını, güçler ayrılığı, hukukun üstünlüğü ve basın özgürlüğü gibi kurumlarla birlikte yaşadığını gösteriyor. Nikaragua örneği, bu kurumların tek tek ortadan kaldırılmasının, demokrasinin çöküşüne zemin hazırladığını açıkça ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Nikaragua'daki gelişmeler, Türkiye için de önemli dersler içeriyor. Türkiye'nin demokratik kazanımlarını koruması ve güçlendirmesi, bölgesinde istikrar ve refah için kritik önemde. Öte yandan, otoriterleşme eğilimlerinin küresel bir sorun haline gelmesi, Türkiye'nin demokrasi ve insan hakları alanındaki savunuculuğunun değerini artırıyor. Türk dış politikası, bu tür rejimlerle ilişkilerinde denge gözetirken, demokratik değerlere bağlılığını da sürdürmeli. Ayrıca, Türkiye'nin göç ve güvenlik gibi konularda iş birliği yaptığı Nikaragua gibi ülkelerdeki istikrarsızlık, bölgesel güvenliği dolaylı olarak etkileyebilir. Bu nedenle, Ankara'nın bu ülkelerdeki gelişmeleri yakından takip etmesi, hem demokratik ilkeler hem de ulusal çıkarlar açısından faydalı olacaktır.