ABD'de 5 Kasım 2024 başkanlık seçimlerine tam 100 gün kala, siyasi analiz kuruluşu Cook Political Report'un (CPR) güncel verileri, yarışın başa baş geçtiğini ve birkaç kritik eyaletteki sonuçların kaderi belirleyeceğini ortaya koyuyor. Amy Walter liderliğindeki CPR'ın seçim tahminleri, her iki adayın da seçim kurulu delegelerini toplamak için yarıştığı eyaletlerdeki oy tercihlerindeki kıl payı farkları işaret ediyor. Bu son 100 günlük dönem, adayların kampanya stratejilerini, seçmen kitlelerini ve başkanlık yarışının sonucunu doğrudan etkileyecek önemli gelişmelere sahne olacak.
Yarışın Kaderini Belirleyecek Kritik Eyaletler
CPR'ın son derecelendirmelerine göre, Demokrat aday Başkan Yardımcısı Kamala Harris ve Cumhuriyetçi aday eski Başkan Donald Trump arasındaki fark, anket hata paylarının içinde seyrediyor. Seçimi belirlemesi beklenen ''salıncak eyaletler'' olarak bilinen Pensilvanya, Michigan, Wisconsin, Georgia, Arizona, Nevada ve Kuzey Carolina'da adayların oy oranları birbirine çok yakın. Özellikle Pensilvanya, 19 delege ile en büyük ödül olarak öne çıkıyor ve her iki kampanyanın da en yoğun reklam ve miting harcamaları yaptığı eyalet durumunda.
CPR'ın analizine göre, ekonomik endişeler, göç politikası ve demokrasinin geleceği gibi temalar seçmenlerin tercihlerini belirleyen en önemli başlıklar olmayı sürdürüyor. Enflasyonun etkileri ve işsizlik oranları, özellikle orta sınıf seçmenin oy kararında kritik rol oynuyor. Öte yandan, kürtaj hakları ve demokratik kurumların korunması gibi konular da başkanlık yarışının yanı sıra Kongre ve yerel seçimlerde de belirleyici olacak.
Kampanyaların Stratejileri ve Seçmen Profilleri
Harris'in kampanyası, kadın seçmenler, azınlık grupları ve banliyölerde yaşayan eğitimli seçmenler arasında destek arayışını sürdürüyor. Trump ise kırsal kesimdeki beyaz seçmenlere ve ekonomik kaygıları ön planda tutan çalışan sınıfına odaklanmış durumda. Her iki aday da son 100 günü, belirsizliğini koruyan bağımsız seçmenleri ikna etmek ve kendi tabanlarını mobilize etmek için kullanacak.
Biden yönetiminin ekonomik performansı, özellikle enflasyonla mücadeledeki başarısı, Harris'in kampanyası için hem avantaj hem de dezavantaj oluşturuyor. Demokratlar, işsizlik oranlarının düşük olmasına ve büyümenin devam etmesine vurgu yaparken, Cumhuriyetçiler hâlâ yüksek olan fiyatları ve faiz oranlarını eleştiriyor. Bu ekonomik tartışmalar, seçmenlerin kime oy vereceğini belirlemede en kritik faktör olarak görülüyor.
Küresel Etkiler ve Uluslararası Sonuçlar
ABD başkanlık seçiminin sonucu, yalnızca Amerikan iç siyasetini değil, tüm dünyayı etkileyecek. Ukrayna'daki savaş, Çin ile artan rekabet, İsrail-Filistin çatışması ve iklim değişikliğiyle mücadele gibi uluslararası meselelerde iki adayın politikaları taban tabana zıt. Trump'ın ''Amerika Önce'' politikası, müttefikler arasında belirsizlik yaratırken, Harris daha geleneksel bir dış politika izleyeceğinin sinyallerini veriyor.
Avrupa ülkeleri, özellikle NATO'nun geleceği ve Rusya'ya karşı ortak duruş açısından seçimi yakından izliyor. Asya-Pasifik bölgesinde ise Tayvan'ın güvenliği ve Güney Çin Denizi'ndeki gerilimler, seçim sonuçlarından doğrudan etkilenecek başlıklar olarak öne çıkıyor. Türkiye gibi müttefikler, yeni başkanın Suriye, Doğu Akdeniz ve savunma işbirlikleri konusundaki tutumunu sabırsızlıkla bekliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD başkanlık seçiminin sonucu, Türkiye-ABD ilişkileri üzerinde doğrudan etkili olacak. İki ülke arasında geçmişte yaşanan S-400 füze sistemi krizi, Suriye'deki PKK/YPG işbirliği ve yaptırım tehditleri gibi konular, seçim sonrasında yeniden masaya yatırılabilir. Trump'ın yeniden seçilmesi halinde, kişisel diplomasi ve ticaret odaklı bir yaklaşım beklenirken, Harris'in daha kurumsal ve değer temelli bir dış politika izlemesi öngörülüyor. Türkiye, her iki senaryoya hazırlıklı olmalı ve ilişkilerdeki yapısal sorunları çözmek için esnek bir strateji geliştirmelidir. Ayrıca, seçim sonuçları, Doğu Akdeniz'deki enerji denklemini de etkileyebilir.