ABD Yüksek Mahkemesi'nin (SCOTUS) yakın zamanda verdiği bir kararla, yabancı uyruklu kişilerin uluslararası insan hakları ihlalleri nedeniyle ABD mahkemelerinde dava açmasına olanak tanıyan Alien Tort Statute'yi (ATS) fiilen işlevsiz hale getirmesi, uluslararası hukuk camiasında büyük yankı uyandırdı. Karar, özellikle devlet destekli işkence, keyfi gözaltı, soykırım ve diğer vahşet suçlarının mağdurları için bir umut ışığı olan ATS davalarının önünü neredeyse tamamen kapatmış durumda. Ancak uzmanlar, kararın bir dönemin sonu olduğunu ancak adalet arayışının devam edeceğini vurguluyor.
Alien Tort Statute ve SCOTUS Kararının Detayları
1789 tarihli Alien Tort Statute (ATS), yabancı uyruklu kişilerin uluslararası hukuku ihlal eden eylemler nedeniyle ABD federal mahkemelerinde dava açmasına izin veriyordu. Özellikle 1980'deki Filártiga v. Peña-Irala davasından bu yana, ATS insan hakları ihlali mağdurları için önemli bir hukuki mekanizma haline gelmişti. Ancak Yüksek Mahkeme, 2024'teki Nestlé USA, Inc. v. Doe davasında ve ardından gelen bir dizi kararda, ATS'nin ABD dışında meydana gelen olaylar için uygulanamayacağına hükmetti. Mahkeme, kararını ABD'nin yargı yetkisinin sınırları ve kuvvetler ayrılığı ilkesine dayandırdı. Başyargıç John Roberts, çoğunluk görüşünde, "Kongre'nin açık bir yetkilendirmesi olmadan, federal mahkemelerin yabancı topraklardaki eylemler için dava açma yetkisi yoktur" ifadelerini kullandı. Karar, insan hakları örgütleri tarafından sert bir şekilde eleştirilirken, muhafazakar çevreler ABD'nin yabancı ülkelerin iç işlerine müdahalesinin önüne geçildiğini savundu.
Küresel İnsan Hakları Hukuku Üzerindeki Etkileri
SCOTUS kararı, sadece ABD'deki davaları değil, aynı zamanda uluslararası insan hakları hukukunun gelişimini de etkileyecek gibi görünüyor. ATS, birçok ülkede benzer yasaların ilham kaynağı olmuş ve mağdurlara tazminat sağlamada kritik bir rol oynamıştı. Kararla birlikte, mağdurların adalete erişimi önemli ölçüde kısıtlanmış oldu. Ancak insan hakları savunucuları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi ve çeşitli ülkelerdeki evrensel yargı yetkisi mekanizmaları gibi alternatif yolların varlığına dikkat çekiyor. Örneğin, Almanya ve Fransa gibi ülkeler, ABD'nin aksine, uluslararası suçlar için geniş bir yargı yetkisine sahip. Yine de, ABD'nin bu alandaki liderliğini kaybetmesi, küresel insan hakları hukukunun geleceği açısından endişe verici olarak değerlendiriliyor. Kararın, özellikle çokuluslu şirketlerin insan hakları ihlallerindeki sorumluluğu konusunda caydırıcılığı azaltması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, geçmişte özellikle 1915 olayları ve Kıbrıs meselesi gibi konularda ABD mahkemelerinde ATS davalarıyla karşı karşıya kalmıştı. SCOTUS kararı, bu tür davaların ABD'de görülmesinin önüne geçerek Türkiye açısından kısa vadede diplomatik bir rahatlama sağlayabilir. Ancak bu karar, Türkiye'nin insan hakları sicilinin uluslararası alanda sorgulanmasını engellemeyecektir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Birleşmiş Milletler mekanizmaları, Türkiye aleyhine açılan davalarda belirleyici olmaya devam edecektir. Ayrıca, kararın küresel insan hakları hukukunu zayıflatması, otoriter rejimlerin elini güçlendirebileceği için Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgesel istikrarı olumsuz etkileyebilir. Türkiye, bu nedenle, uluslararası hukukun üstünlüğünü savunma konusunda tutarlı bir duruş sergilemelidir.