ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, tahvil piyasasında yarattığı dalgalanmalarla hem Wall Street'i hem de Federal Rezerv'i (Fed) zor durumda bırakıyor. Yeni yönetimin ekonomi politikalarının bir parçası olarak uzun vadeli tahvil ihracını artırma planı, piyasalarda faiz oranlarının yükselmesine neden oldu. Bu gelişme, ABD'nin borçlanma maliyetlerini artırırken, Fed'in para politikasını bağımsız bir şekilde yürütme kapasitesine gölge düşürüyor. Uzmanlar, Bessent'in bu hamlesinin küresel piyasalarda risk algısını değiştirebileceği ve gelişen ülke ekonomilerini olumsuz etkileyebileceği konusunda uyarıyor.
Bessent'in Stratejisi ve Piyasa Tepkileri
Scott Bessent, göreve gelmesinin ardından ABD'nin artan bütçe açığını finanse etmek için ağırlıklı olarak kısa vadeli tahviller yerine uzun vadeli tahvillere yönelme kararı aldı. Bu strateji, Hazine'nin borçlanma maliyetlerini şimdilik düşük tutmayı hedefliyor olsa da, piyasalar bu durumu gelecekteki enflasyon ve faiz artışı beklentileri olarak yorumluyor. Son haftalarda 10 yıllık Hazine tahvil getirileri yüzde 4,5'in üzerine çıkarak son bir yılın zirvesini gördü. Bu yükseliş, hisse senedi piyasalarını da olumsuz etkilerken, mortgage ve kurumsal kredi maliyetlerini de artırıyor.
Bessent, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, uzun vadeli tahvil ihracının piyasa derinliğini artıracağını ve yatırımcı tabanını genişleteceğini savundu. Ancak piyasa analistleri, bu politikaların Fed'in faiz indirimlerine yönelik beklentileri zayıflattığını ve merkez bankasının elini kolunu bağladığını belirtiyor. Özellikle, Hazine'nin uzun vadeli tahvil arzını artırması, Fed'in bilanço küçültme politikasıyla birleşince piyasadaki tahvil arzının artmasına ve fiyatların düşmesine neden oluyor. Bu durum, Fed'in faiz oranlarını düşürme çabalarını da sekteye uğratıyor.
Fed ile Gerginlik ve Bağımsızlık Tartışmaları
Fed Başkanı Jerome Powell, son basın toplantısında Hazine'nin politikalarına doğrudan yanıt vermekten kaçındı ancak merkez bankasının bağımsızlığının önemini vurguladı. Powell, “Para politikası kararlarımızı siyasi müdahalelerden bağımsız olarak alıyoruz” ifadelerini kullandı. Ancak Bessent'in tahvil piyasasına yönelik müdahaleleri, bazı ekonomistlere göre Fed'in faiz indirimlerini ertelemek zorunda kalmasına neden olacak. Bu da ABD'de ekonomik büyümeyi yavaşlatabilir ve işsizliği artırabilir.
Küresel piyasalarda ise bu gelişmeler, doların güçlenmesine ve gelişen ülke para birimlerinin değer kaybetmesine yol açıyor. Özellikle Türkiye gibi yüksek dış borçlu ve cari açık veren ülkeler, ABD faiz oranlarındaki artıştan en olumsuz etkilenenler arasında yer alıyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, gelişen ülkelerin dolar bazlı borçlarının yaklaşık üçte biri 2025 yılında yeniden finanse edilmek zorunda kalacak. Bu durum, küresel likidite koşullarının sıkılaşmasıyla birleşince, bazı gelişen ülkelerde finansal kırılganlıkları artırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, ABD'de artan faiz oranlarının küresel etkileri nedeniyle Türkiye için önemli bir risk oluşturuyor. Türkiye'nin ithalat faturası ve dış borçlarının önemli bir kısmı dolara endeksli olduğundan, doların güçlenmesi ve faiz oranlarının yüksek seyretmesi, Türk lirasının değerini olumsuz etkileyebilir ve enflasyonist baskıları artırabilir. Ancak Türkiye'nin son iki yılda uyguladığı sıkı para politikası ve rezerv birikimi, bu şoklara karşı daha dayanıklı bir zemin oluşturmuş durumda. Yine de, Türkiye'nin ihracat pazarlarında talep daralması yaşanması ihtimali, ekonomik büyüme üzerinde aşağı yönlü riskler barındırıyor. Merkez Bankası'nın, küresel faiz artışlarının Türkiye'ye yansımalarını dikkatle izlemesi ve gerektiğinde ilave sıkılaşma adımları atmaya hazır olması büyük önem taşıyor.