Avrupalı otomotiv üreticileri, savunma sanayiine yönelik artan talebin sektörlerine cansuyu olmasını beklerken, uzmanlar bu beklentinin gerçekçi olmadığını belirtiyor. Savaş envanterlerinin yenilenmesi ve NATO'nun caydırıcılık hedefleri kapsamında Avrupa ülkeleri savunma bütçelerini önemli ölçüde artırmış durumda. Ancak bu büyümenin, özellikle kara araçları ve lojistik alanında otomotiv firmalarına yeni siparişler getirmesi beklenirken, sektörün kârlılığı üzerinde sınırlı bir etki yaratacağı öngörülüyor. Bunun başlıca nedeni, savunma sözleşmelerinin düşük marjlı, uzun vadeli ve yüksek Ar-Ge yatırımı gerektiren yapısı. Ayrıca sivil araç üretiminde kullanılan platformların askerileştirilmesi, ölçek ekonomisinden yararlanmayı zorlaştırıyor.
Gelişmenin arka planı: Savunma harcamalarındaki patlama ve otomotiv sektörüne yansımaları
Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa ülkelerini savunma harcamalarını GSYİH'lerinin %2'sinin üzerine çıkarmaya itti. Polonya, Almanya ve İskandinav ülkeleri başta olmak üzere birçok ülke, askeri araç alımları için bütçelerini katladı. Örneğin Almanya, 100 milyar avroluk özel fon oluşturarak Leopard 2 tanklarının modernizasyonu ve yeni zırhlı araçların tedariki için ihale açtı. Bu durum, Mercedes-Benz, Volkswagen ve Renault gibi grupların askeri araç kollarını canlandırdı. Ancak analistler, bu siparişlerin toplam gelir içindeki payının düşük kalacağını vurguluyor. KPMG'nin raporuna göre, Avrupa'da savunma amaçlı kara araçları pazarının yıllık büyüklüğü 15 milyar avro civarında; oysa sivil otomotiv pazarı 400 milyar avroyu aşıyor. Dolayısıyla savunma alanındaki büyüme, otomotiv devlerinin düşen satışlarını telafi edecek bir can simidi olmaktan uzak.
Bölgesel ve küresel boyut: Dönüşüm baskısı ve yeni oyuncular
Otomotiv sektörü, elektrifikasyon, otonom sürüş ve yazılım odaklı dönüşümün eşiğindeyken, savunma sanayiine kayış, Ar-Ge kaynaklarının bölünmesine yol açabiliyor. Özellikle küçük ve orta ölçekli tedarikçiler, sivil üretimdeki daralmayı telafi etmek için savunma sözleşmelerine yönelse de, bu geçişin maliyeti ve katı düzenlemeler caydırıcı oluyor. Öte yandan ABD'de Tesla ve Rivian gibi şirketler, elektrikli askeri araç konseptleriyle savunma pazarına girmeye hazırlanırken, Avrupalı üreticilerin bu alanda rekabet avantajı sınırlı. NATO standartlarına uygunluk, üretim tesislerinin güvenlik sertifikasyonu ve ihracat kontrolleri gibi engeller, sektörün esnekliğini kısıtlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupalı otomotivcilerin savunma alanındaki yavaş ilerlemesi, Türkiye'nin savunma sanayiindeki yükselişiyle tezat oluşturuyor. BMC, Otokar ve FNSS gibi Türk firmaları, yurtiçi ve ihracat siparişleriyle büyürken, Avrupa'daki talep artışından doğrudan faydalanmasa da, NATO envanterlerinin güncellenmesi Türk savunma ihracatı için yeni fırsatlar yaratabilir. Ancak otomotiv sektörünün daralması, Türkiye'nin önemli ihracat kalemlerinden biri olan otomotiv yan sanayisini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, Türkiye'nin hem savunma hem de sivil araç üretiminde esnek bir strateji izlemesi kritik önem taşıyor.