ABD’nin eski Başkanı Donald Trump döneminde atılan adımlar, özellikle dış politika alanında derin yaralar açtı. Uzmanlara göre, bu yaraların Trump yönetimi sona erse bile sarılması uzun yıllar alacak. Peki, Trump’ın bıraktığı miras neden bu kadar kalıcı ve yıkıcı?
Trump Döneminin Dış Politikası: Kısa Vadeli Kazanç, Uzun Vadeli Kayıp
Trump, iktidara gelir gelmez Amerika’nın geleneksel ittifaklarını sorgulamaya başladı. NATO’dan çekilme tehditleri, ticaret savaşları ve iklim anlaşmasından çekilme gibi adımlar, ABD’nin uluslararası güvenilirliğini ciddi biçimde zedeledi. Özellikle İran’la yapılan nükleer anlaşmadan çekilme kararı, sadece Tahran’ı değil, Avrupalı müttefikleri de rahatsız etti.
Ancak en büyük hasar, belki de Trump’ın “Önce Amerika” politikasıyla dünya genelinde yarattığı belirsizlik oldu. Çin’le başlatılan ticaret savaşları, küresel tedarik zincirlerini altüst ederken, pandemi döneminde alınan izolasyonist tavır uluslararası iş birliğine darbe vurdu. ABD’nin Sağlık Örgütü’nden çekilmesi, salgınla mücadelede koordinasyon eksikliğine yol açtı.
Hasarın Devamı: Trump Sonrası Dönemde Atlantik Ötesi İlişkiler
Joe Biden’ın başkanlığı devralmasıyla birlikte ABD, Paris İklim Anlaşması’na geri döndü, NATO’ya bağlılık sinyali verdi ve Dünya Sağlık Örgütü ile yeniden iş birliğine başladı. Ancak tüm bu olumlu adımlara rağmen, güven bunalımı devam ediyor. Avrupalı liderler, ABD’nin dört yıl içinde tekrar “Trumpvari” bir dış politika benimsemesinden çekiniyorlar. Bu durum, Avrupa Birliği’nin kendi savunma ve dış politika mekanizmalarını güçlendirme çabalarını hızlandırdı.
Orta Doğu’da ise Trump’ın İsrail ile Arap ülkeleri arasında imzalattığı İbrahim Anlaşmaları, yüzeyde bir barış havası yaratsa da Filistin sorununu çözümsüz bıraktı. ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve büyükelçiliği taşıması, bölgedeki gerilimi artırdı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin dış politikasında zaten var olan kırılmaları derinleştirebilir. Trump döneminde Ankara’nın Washington’la yaşadığı S-400 krizi ve Suriye’deki YPG desteği gibi sorunlar çözümsüz kaldı. Biden yönetiminin daha öngörülebilir bir çizgi izlemesi, Türkiye’nin NATO içindeki konumunu güçlendirebilir. Ancak bu yeni dönemde de iki ülke arasındaki yapısal sorunların (örneğin FETÖ’nün ABD’deki varlığı) çözümü için yeni bir irade ortaya konması şart. Türkiye, bölgesel çıkarlarını korurken, ABD ile yaşanan sarsıntıları onarmak için proaktif bir diplomasi izlemeli.