Uluslararası deniz taşımacılığında navlun ücretleri, savaşlar ve iklim değişikliğinin yol açtığı krizler nedeniyle hızla artıyor. Panama Kanalı, Ren Nehri, Kızıldeniz ve Karadeniz'deki kritik güzergahlarda taşıma maliyetleri rekor seviyelere tırmanırken, Hürmüz Boğazı'ndaki olası bir kapanma küresel ticareti daha da olumsuz etkileme riski taşıyor. Bu gelişmeler, küresel tedarik zincirlerinde yeni bir şok dalgası yaratma potansiyeline sahip.
Gelişmenin arka planı
Deniz taşımacılığı, dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 90'ını oluşturduğu için, navlun ücretlerindeki dalgalanmalar küresel ekonomiyi doğrudan etkiliyor. Son dönemde, Orta Doğu'daki çatışmalar ve iklim kaynaklı kuraklıklar, en işlek deniz ticaret yollarından bazılarını sekteye uğratıyor. Özellikle Kızıldeniz'deki Husi saldırıları, Süveyş Kanalı üzerinden yapılan ticareti tehdit ederken; gemi sahipleri, daha uzun ve maliyetli olan Ümit Burnu güzergahını tercih etmek zorunda kalıyor. Bu durum, hem taşıma sürelerini uzatıyor hem de yakıt ve sigorta maliyetlerini artırıyor. Panama Kanalı'nda ise kuraklık nedeniyle su seviyesinin düşmesi, gemi geçişlerinde kısıtlamalara yol açtı; bu da Atlantik ile Pasifik arasındaki ticareti olumsuz etkiliyor. Ren Nehri'ndeki düşük su seviyeleri, Avrupa'nın en önemli iç suyolu taşımacılığını aksatıyor; Karadeniz'deki mayın tehdidi ve Rusya-Ukrayna savaşı, tahıl ihracatını ve diğer emtia ticaretini sekteye uğratıyor.
Uzmanlara göre, bu güzergahlardaki aksaklıklar, nakliye maliyetlerindeki artışın yanı sıra, tedarik zinciri darboğazlarının yeniden ortaya çıkmasına neden olabilir. Özellikle Asya-Avrupa ve Asya-Amerika hatlarında konteyner taşımacılığı ücretleri, son aylarda belirgin şekilde yükseldi. Örneğin, Şanghay'dan Rotterdam'a 40 metrelik bir konteynerin taşıma maliyeti son bir yılda iki katına çıkarak 6.000 doların üzerine çıktı. Benzer şekilde, Pasifik rotalarında da fiyatlar ortalama yüzde 40 arttı. Bu artışlar, perakende fiyatlarına yansıyarak tüketici enflasyonunu tetikleyebilir.
Öte yandan, Hürmüz Boğazı'nın kapanması senaryosu, küresel enerji arzında büyük bir kesintiye yol açabilir. Basra Körfezi'nden geçen petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) sevkiyatlarının yüzde 20'sinden fazlası bu boğazı kullanıyor. İran'ın olası bir müdahalesi veya bölgesel bir çatışma, bu stratejik noktayı kullanılamaz hale getirebilir. Böyle bir durumda, petrol ve gaz fiyatlarında sert bir yükseliş yaşanabilir, küresel ekonomik büyüme yavaşlayabilir.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişmeler, küresel ekonominin kırılganlığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Tedarik zincirleri, halen pandemi sonrası toparlanma çabalarıyla uğraşırken, yeni krizler bu süreci sekteye uğratıyor. Özellikle Avrupa ve Asya arasındaki ticaret, hem Kızıldeniz hem Panama Kanalı krizlerinden aynı anda etkileniyor. Bu durum, alternatif kara ve hava taşımacılığına olan talebi artırdı, ancak bu yollar da maliyetli ve kapasite kısıtlı. Örneğin, demiryolu bağlantıları ve hava kargosu, deniz taşımacılığına kıyasla çok daha pahalı; bu da özellikle düşük marjlı ürünlerde ticaretin azalmasına yol açabiliyor.
Jeopolitik gerilimler, deniz güvenliği konularını yeniden ön plana çıkarıyor. Kızıldeniz'deki Husi saldırıları, uluslararası deniz ticaretinin güvenliğinin sağlanması için askeri müdahaleleri gündeme getirdi. Bazı ülkeler, kargo gemilerine eşlik etmek üzere donanma gemilerini bölgeye gönderirken, bu da maliyetleri artırıyor. Ayrıca, sigorta primlerindeki yükseliş, gemilerin bölgeden geçişini daha da pahalı hale getiriyor. Bu tablo, küresel ticaretin jeopolitik risklere ne kadar açık olduğunu gösteriyor.
Uzmanlar, bu çoklu krizlerin kalıcı etkileri olabileceğini ve şirketlerin tedarik zincirlerini yeniden yapılandırması gerektiğini belirtiyor. Yakın zamanlı tedarik (just-in-time) modeli, aksaklıklara karşı dayanıksız olduğunu kanıtladı; bu nedenle bazı firmalar stoklarını artırarak veya tedarik kaynaklarını çeşitlendirerek riskleri azaltmaya çalışıyor. Bu dönüşüm, uzun vadede ticaret maliyetlerini artıracak gibi görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, jeostratejik konumu itibarıyla bu gelişmelerden doğrudan etkilenmektedir. Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı'ndaki aksaklıklar, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Karadeniz'deki ticaret yollarını etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin enerji ithalatında bağımlı olduğu Hürmüz Boğazı'ndaki olası bir kapanma, enerji maliyetlerinde artış ve cari açık üzerinde baskı yaratabilir. Karadeniz'deki güvenlik riskleri ise Türkiye'nin tahıl koridoru girişimlerini doğrudan ilgilendirmektedir. Türkiye, alternatif ticaret koridorları geliştirme ve enerji çeşitliliğine yönelme konularında daha proaktif olmak zorundadır. Bu süreçte Türkiye'nin lojistik merkez olma potansiyeli, artan navlun maliyetleri nedeniyle daha da önem kazanmaktadır.