Ukrayna'daki savaşın sona ermesinin ardından Batı ile Rusya arasındaki ilişkilerin nasıl bir hal alacağı, uluslararası toplumun en önemli tartışma konularından biri haline geldi. Bu kritik soru, eski NATO Genel Sekreter Yardımcısı Rose Gottemoeller'in katıldığı bir podcast yayınında masaya yatırıldı. Washington'da gerçekleşen görüşmede Gottemoeller, savaş sonrası dönemde Moskova ile ilişkilerin yeniden şekillenme olasılıklarını, nükleer silah kontrolü müzakerelerini ve Avrupa güvenlik mimarisinin geleceğini detaylı bir şekilde ele aldı.
Gelişmenin Arka Planı: Savaş Sonrası Normalleşme Arayışı
Rose Gottemoeller, NATO'da üst düzey görevler üstlenmiş deneyimli bir diplomat olarak, Batı-Rusya ilişkilerinde soğuk savaş sonrası dönemin en zorlu sınavlarından birine tanıklık etti. Ukrayna savaşının başlamasıyla birlikte Moskova ile diplomatik kanallar büyük ölçüde kesilmiş, yaptırımlar derinleşmiş ve askeri gerilim tırmanmıştı. Gottemoeller'e göre, savaşın sona ermesi otomatik olarak ilişkilerin normale döneceği anlamına gelmiyor. Batı'nın, Rusya'nın uluslararası hukuka saygı duyacağı ve komşu ülkelerin egemenliğini tanıyacağı yeni bir denge kurması gerekiyor.
Gottemoeller, nükleer diplomasinin bu süreçte kritik bir rol oynayabileceğini vurguladı. Soğuk Savaş döneminde bile süper güçler arasında devam eden silah kontrol görüşmelerinin, bugün de bir diyalog zemini oluşturabileceğini belirtti. Özellikle Yeni START Antlaşması'nın 2026'da sona erecek olması, nükleer silahların sınırlandırılması konusunda acil bir müzakere ihtiyacını doğuruyor. Ancak Gottemoeller, Rusya'nın anlaşmanın denetim mekanizmalarını askıya almasının bu süreci zorlaştırdığına dikkat çekti.
Uzman, savaş sonrası dönemde Batı'nın Rusya'ya karşı izlemesi gereken stratejinin "pragmatik angajman" olması gerektiğini savundu. Rusya'nın Çin ile artan askeri işbirliği, enerji politikalarındaki değişim ve Ukrayna'da işgal altındaki toprakların statüsü gibi konular, bu angajmanın merkezinde yer alacak. Gottemoeller, ayrıca Avrupa güvenliğinin sağlanması için NATO'nun genişlemesinin yanı sıra, Ukrayna'nın gelecekteki güvenlik garantileri ve tarafsızlık statüsü gibi alternatif modellerin de tartışılması gerektiğini ifade etti.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Değişen Dengeler
Gottemoeller'in analizi, savaş sonrası Rusya ile ilişkilerin sadece Avrupa güvenliğini değil, küresel güç dengelerini de etkileyeceğini ortaya koyuyor. Rusya'nın Ukrayna'da yenilgiye uğraması durumunda Moskova'nın daha saldırgan bir dış politika izleyebileceği, ya da tam tersine daha uzlaşmacı bir tavır sergileyebileceği belirtiliyor. Bu belirsizlik, Batılı ülkeleri hem savunma harcamalarını artırmaya hem de diplomatik kanalları açık tutmaya zorluyor.
Nükleer silah kontrolü konusu da bu bağlamda öne çıkıyor. Rusya ve ABD arasındaki stratejik istikrar, Çin'in nükleer cephaneliğini hızla modernize etmesiyle daha da karmaşık bir hal alıyor. Gottemoeller, üçlü bir nükleer silah kontrol mekanizmasının kurulmasının uzun vadede kaçınılmaz olabileceğini, ancak ilk adım olarak ABD-Rusya diyaloğunun yeniden başlatılması gerektiğini söylüyor.
Enerji güvenliği de ilişkilerin normalleşmesinde kilit bir faktör. Avrupa'nın Rus gazına olan bağımlılığını azaltması, Moskova'nın elindeki en önemli kozlardan birini kaybetmesine neden oldu. Bu durum, Rusya'nın dış politikasında daha fazla Asya'ya yönelmesine yol açarken, Avrupa ile ilişkilerin geleceğinin enerji arz güvenliği üzerinden şekillenmesine neden oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, savaş sonrası Rusya ile ilişkilerin şekillenmesinde kritik bir coğrafi ve diplomatik konuma sahip. NATO üyesi olarak Batı ittifakının bir parçası olan Türkiye, aynı zamanda Rusya ile enerji, turizm ve savunma alanlarında derin ekonomik bağlara sahip. Bu ikili konum, Ankara'nın savaş sonrası dönemde hem Batı ile uyumlu hareket etmesini hem de Moskova ile pragmatik ilişkilerini sürdürmesini gerektiriyor. Özellikle Montrö Sözleşmesi'nin sağladığı Boğazlar rejimi ve Karadeniz'deki güvenlik dengeleri, Türkiye'nin elini güçlendiren unsurlar arasında. Ancak Rusya'nın Ukrayna'daki pozisyonunun zayıflaması, Türkiye'yi Kafkasya ve Orta Asya'da yeni fırsatlar ve risklerle karşı karşıya bırakabilir. Bu nedenle Ankara'nın, Gottemoeller'in önerdiği gibi, çok yönlü ve dengeli bir dış politika izlemesi bekleniyor.