Ekim 2022'de Ukrayna'dan döndükten hemen sonra, ilk kez Ukraynaca dersi almaya başladım. Bu, bir dayanışma gösterisi değildi; işgal altındaki bir ülkede geçirdiğim haftalar boyunca hissettiğim derin bir eksikliğin sonucuydu. Dört yıl önce ilk ziyaretimin ardından başladığım bu dil yolculuğu, bana sadece dilbilgisi öğretmekle kalmadı; savaşın bir toplumu nasıl yeniden şekillendirdiğini, dilin nasıl bir direniş aracına dönüştüğünü ve Ukrayna'nın kimlik mücadelesini anlamamı sağladı. Bu deneyim, bir muhabirin not defterindeki çeviri ve telaffuzdan çok daha fazlasını içeriyor.
Ukraynaca'nın Yükselişi: Dil ve Direniş
Ukrayna'da Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından Rusça, özellikle doğu ve güney bölgelerinde günlük yaşamda ve medyada baskın dil olmaya devam etti. Ancak 2014'teki Euromaidan protestoları ve ardından gelen Rus ilhakıyla birlikte, Ukraynaca bir kimlik ve bağımsızlık sembolü haline geldi. 2022'de Rusya'nın geniş çaplı işgali bu süreci hızlandırdı; birçok Ukraynalı, işgalcilere karşı duruşlarını göstermek için Rusça konuşmaktan kaçınmaya başladı ve sokak işaretleri, tabelalar ve sosyal medya paylaşımları giderek Ukraynaca'ya döndü.
Kiev'de yaşayan bir arkadaşım, savaşın ilk günlerinde Rusça konuşan bir komşusuna Ukraynaca seslendiğini, bunun bilinçli bir tercih olduğunu söyledi: "Dilimiz artık bir salvodur; her bir kelime, işgalcilere karşı bir kurşundur." Bu cümle, dilin bir direniş biçimine dönüşmesinin ne kadar derin olduğunu gösteriyor. Benim derslerimde de bu gerçek kendini hissettiriyordu; öğretmenim, her fiil çekiminde, her kelime dağarcığında, savaşın gölgesi vardı.
Ukrayna hükümeti de bu süreçte dil politikalarını sıkılaştırdı. 2022'de kabul edilen yasalarla, medya, kamu hizmetleri ve eğitimde Ukraynaca'nın kullanımı zorunlu hale getirildi; bu, Rusça konuşan azınlıklar arasında tartışmalara yol açtı. Ancak savaşın getirdiği psikolojik etki, birçok kişinin bilinçli olarak Ukraynaca'yı benimsemesine yol açtı. Kyiv International Institute of Sociology'nin 2023 verilerine göre, Ukraynalıların yüzde 82'si Ukraynaca'yı anadili olarak görüyor; bu oran, 2012'de yüzde 57'ydi. Bu artış, savaşın dil üzerindeki etkisini açıkça gösteriyor.
Dil Öğrenmek, Savaşı Anlamak
Benim için Ukraynaca öğrenmek, sadece bir beceri edinmek değil; aynı zamanda bir ülkenin yaşadığı travmayı ve direnişini anlamanın bir yolu oldu. Derslerde öğrendiğim ifadeler, savaş haberlerinde gördüğüm gerçeklerle birleşince, anlam derinleşiyor. Örneğin, "Slava Ukraini" (Ukrayna'ya şan) sloganını ilk öğrendiğimde bir selamlaşma zannetmiştim; oysa bu slogan, bir varoluş mücadelesinin simgesiydi. Ders kitaplarındaki diyaloglar ise hava saldırısı sirenleri, sığınaklar ve cephe hattında geçen konuşmalarla doluydu; çünkü hayatın kendisi artık böyleydi.
Öğretmenim Oksana, savaşın ilk günlerinden beri dersleri çevrimiçi sürdürüyordu. Bir keresinde, ders sırasında Kharkiv'de patlama sesleri duyuldu; Oksana sakin bir sesle "Bir dakika, piliyorum" dedi ve ekranı kapattı, ama iki dakika sonra geri döndü, sanki hiçbir şey olmamış gibi dersimize devam etti. Bu an, benim için savaşın dil öğrenmeye nasıl sızdığının en canlı örneğiydi. Oksana, "Her ders bir direniş eylemi," diyor: "Ukraynaca konuşmak, bizim var olduğumuzu ve direndiğimizi göstermenin bir yolu."
Savaş, kelime dağarcığını da değiştirdi; "drone", "shelter" gibi kelimeler günlük yaşamın parçası haline geldi. Dil öğrenmek, aynı zamanda bir tür psikolojik savunma mekanizması; çünkü öğrenirken, o anda yaşanan kaosta bir düzen aramaya çalışıyorsunuz. Benim için bu deneyim, bir muhabir olarak olayları daha derinden anlamamı sağladı; çünkü artık sadece tercümanlar aracılığıyla değil, doğrudan insanların kendi dillerinde hissettiklerini duyabiliyorum.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu haber, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, bölgesel istikrar ve uluslararası dayanışma açısından önemli çıkarımlar içeriyor. Türkiye, Ukrayna ile Karadeniz'de komşu ve Rusya ile dengeli ilişkiler kuran bir ülke olarak, savaşın sonuçlarını yakından takip ediyor. Türkiye'nin Ukrayna'ya insani yardımları ve tahıl koridoru girişimleri, Ankara'nın bu çatışmadaki denge politikasını gösteriyor. Dil politikasının güçlenmesi, Ukrayna'nın ulusal kimliğini pekiştirmesi, Türkiye'nin de Kırım Tatar topluluğu ve Karadeniz'deki çıkarları açısından dolaylı etkiler doğurabilir. Ayrıca, benzer bir mücadeleyi Kırım'da yaşayan Türk soyluları açısından, dil ve kimlik hakkının korunması konusunda uluslararası kamuoyunun duyarlılığının artması, Türkiye'nin tezlerini güçlendirebilir. Bu bağlamda, Ukrayna'daki dil reformu, küresel çapta azınlık hakları ve kültürel kimlik tartışmalarına da ışık tutuyor.