İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Ceuta'ya yönelik göçmen geçişlerinin ardından Fas ile ilişkilerde pragmatik bir çizgi izleyerek Rabat ile yeni bir çatışmadan kaçınmayı hedefliyor. IE Politika, Ekonomi ve Küresel İlişkiler Okulu'ndan Uluslararası İlişkiler Profesörü Alana Moceri, yaşananları hem iç hem de uluslararası bir kriz olarak değerlendiriyor. Moceri'ye göre geçişlerin ölçeği ve hızı, Fas'ın bir tür 'göç diplomasisi' aracını devreye soktuğuna işaret ediyor.
Göç Dalgasının Arka Planı
Ceuta, İspanya'nın Kuzey Afrika kıyısındaki stratejik özerk bölgesi olarak biliniyor. Mayıs 2021'de binlerce göçmenin Fas sınırından Ceuta'ya geçişi, İspanya ile Fas arasında diplomatik gerilimi tırmandırmıştı. Bu olay, Fas'ın İspanya'nın Batı Sahra politikasına yönelik tepkisinin bir sonucu olarak yorumlanmıştı. Ancak Sánchez hükümeti, bu kez benzer bir krizin tekrarlanmaması için temkinli bir diplomasi yürütüyor.
Moceri, geçişlerin sadece insani bir mesele olmadığını, aynı zamanda İspanya'nın iç siyasetinde de yankı bulduğunu vurguluyor. Aşırı sağın göç karşıtı söylemi güçlenirken, Sánchez'in sol koalisyon hükümeti dengeli bir politika izlemek zorunda. Göç akınının hızı ve organize yapısı, Fas makamlarının sınır kontrolünü gevşettiği iddialarını gündeme getiriyor. İspanyol yetkililer, geçişlerin arkasında Fas'ın doğrudan parmağı olduğunu resmen dile getirmese de, istihbarat raporları bu yönde sinyaller veriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İspanya-Fas ilişkileri, Akdeniz ve Avrupa Birliği için kritik önem taşıyor. Fas, AB'nin göç kontrolünde kilit bir ortak olarak görülüyor. Ancak Rabat, zaman zaman bu kartı Brüksel'e karşı kullanmaktan çekinmiyor. Ceuta krizi, AB'nin göç politikalarının kırılganlığını gözler önüne seriyor. Öte yandan, İspanya'nın Batı Sahra konusundaki tutumu, Fas ile ilişkilerin normalleşmesinde belirleyici bir faktör. Sánchez, 2022'de Batı Sahra'da özerklik planını desteklediğini açıklayarak Rabat'a önemli bir jest yapmıştı. Bu adım, Cezayir ile ilişkileri germiş olsa da, Fas ile gerilimi düşürmüştü.
Moceri, Sánchez'in şimdi benzer bir pragmatizmi sürdürerek yeni bir göç dalgasını önlemeye çalıştığını belirtiyor. İspanya, Fas ile güvenlik ve ekonomik işbirliğini derinleştirerek göç akışını kontrol altında tutmayı amaçlıyor. Ancak bu strateji, insan hakları örgütlerinin eleştirilerine maruz kalıyor. Göçmenlerin geri itilmesi ve sınırda yaşanan insani krizler, İspanya'nın uluslararası itibarını zedeleme riski taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İspanya'nın Fas ile yaşadığı göç gerilimi, Türkiye'nin kendi göç diplomasisi ve sınır güvenliği politikaları açısından önemli dersler içeriyor. Türkiye, Suriye krizi sonrasında benzer şekilde göç akınlarıyla karşılaşmış ve AB ile 'göç mutabakatı' çerçevesinde işbirliği yapmıştı. Ancak Türkiye, zaman zaman göç kartını AB'ye karşı bir pazarlık aracı olarak kullandığı yönünde eleştirilerle karşılaşıyor. İspanya örneği, göçün nasıl bir dış politika enstrümanına dönüşebileceğini gösteriyor. Türkiye için bu gelişme, Akdeniz'deki güç dengeleri ve AB'nin göç politikalarındaki tutumunu anlamak açısından kritik. Ayrıca, Kuzey Afrika'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin bölgesel ticaret ve enerji güvenliği çıkarlarını da etkileyebilir.