Ünlü İrlandalı yazar Sally Rooney ve aralarında akademisyen, sanatçı ve insan hakları savunucularının bulunduğu 100'den fazla kişi, Birleşik Krallık'ta Filistin yanlısı aktivistlere verilen 'zalim' terör cezalarını kınadı. Açık mektupta, özellikle 2023'ün başlarında İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını protesto eden göstericilere uygulanan 10 yıla varan hapis cezalarının orantısız olduğu vurgulandı. Mektup, Birleşik Krallık'ın terörle mücadele yasalarının ifade özgürlüğünü ve barışçıl protesto hakkını ihlal ettiğini savunuyor.
Gelişmenin arka planı
Sally Rooney'nin öncülüğünde hazırlanan mektup, Birleşik Krallık İçişleri Bakanı Suella Braverman'a hitaben yazıldı. Mektupta, özellikle Filistin yanlısı protestoculara yönelik 'terör suçu' kapsamında açılan davaların, hukuki süreçlerin adil olmadığı ve cezaların caydırıcılık amacını aştığı belirtildi. Aktivistlerin, Gazze'deki sivil kayıpları protesto etmek amacıyla düzenledikleri eylemlerde terör örgütü propagandası yapmakla suçlandığı ancak bu suçlamaların somut delillere dayanmadığı ifade edildi. Mektupta ayrıca, Birleşik Krallık'taki Müslüman toplulukların hedef alındığına dikkat çekildi.
İngiltere'de son yıllarda Filistin yanlısı protestoların arttığı gözlemleniyor. Özellikle 2023'te İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri operasyonları sırasında Londra, Birmingham ve Manchester gibi büyük şehirlerde düzenlenen gösterilerde yüzlerce kişi gözaltına alınmıştı. Eleştirmenler, Birleşik Krallık hükümetinin terörle mücadele yasalarını, Filistin yanlısı aktivistleri susturmak için kullandığını iddia ediyor. Öte yandan hükümet, terör tehditlerine karşı sert önlemler alınması gerektiğini savunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu mektup, Filistin dayanışması ile ifade özgürlüğü arasındaki gerilimi bir kez daha gündeme taşıdı. Birleşik Krallık, uzun süredir Orta Doğu'da barış sürecine destek veren bir ülke olarak bilinse de, son dönemde İsrail yanlısı politikaları nedeniyle eleştiriliyor. Mektuba imza atanlar arasında filozof Noam Chomsky, yazar Arundhati Roy ve aktivist Malala Yousafzai'nin de bulunması, konunun uluslararası boyutunu gösteriyor. Özellikle Batı ülkelerinde Filistin yanlısı protestoların suç sayılması, insan hakları örgütleri tarafından sık sık gündeme getirilen bir konu.
Bu durum, küresel çapta bir tartışmanın fitilini ateşlemiş durumda. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, terörle mücadele yasalarının protesto hakkını ihlal etmemesi gerektiğini belirtirken, Avrupa Birliği de benzer endişeleri dile getiriyor. Ancak Birleşik Krallık, ulusal güvenlik gerekçesiyle bu eleştirilere direniyor. Analistler, konunun yalnızca Filistin meselesiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda demokratik değerler ile güvenlik arasındaki hassas dengeyi de yansıttığını söylüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına tarihsel olarak güçlü destek veren bir ülke olarak bu gelişmeyi yakından izliyor. Birleşik Krallık'ta Filistin yanlısı aktivistlere yönelik sert cezalar, Türkiye'nin de benzer şekilde terörle mücadele yasalarını kullanarak muhalif sesleri susturduğu yönündeki uluslararası eleştirilerle paralellik gösteriyor. Bu durum, Türkiye'nin batılı ülkelerle olan ilişkilerinde bir çifte standart tartışmasını yeniden alevlendirebilir. Ancak Ankara'nın resmi pozisyonu, terörle mücadelenin her ülkenin egemenlik hakkı olduğu yönünde. Yine de, özellikle Kürt aktivistlere yönelik benzer uygulamalar nedeniyle Türkiye'nin bu konuda hassas olduğu söylenebilir.