Irak'ın etkili Şii lideri Mukteda es-Sadr, İran'ın desteklediği silahlı gruplara ülkeyi bölgesel bir savaşa sürükleyebilecek eylemlerden kaçınma çağrısı yaptı. Middle East Eye'ın aktardığına göre Sadr, Irak'ın dış çatışmaların bir parçası olmaması gerektiğini vurguladı ve mevcut gerilimin Irak topraklarına sıçraması endişesini dile getirdi. Bu açıklama, İsrail'in Gazze'deki operasyonlarının ardından İran destekli grupların ABD güçlerine ve İsrail'e yönelik saldırılarını artırdığı bir dönemde geldi.
Gelişmenin arka planı
Sadr'ın bu çıkışı, Irak'ta İran destekli Kataib Hizbullah (KH), Asaib Ehlü'l-Hak (AAH) ve Nuceba Hareketi gibi grupların, 7 Ekim'de başlayan İsrail-Hamas savaşının ardından ABD üslerine ve İsrail hedeflerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırmasıyle aynı döneme denk geliyor. Son haftalarda bu grupların dron ve roket saldırıları, Irak'taki ABD askeri varlığını hedef alarak bölgede tansiyonun yükselmesine neden oldu. Sadr'ın çağrısı, bu grupların savaşa doğrudan dahil olmalarının Irak için ciddi sonuçlar doğurabileceği endişesiyle yapıldı.
Sadr, geçmişte de ABD karşıtı söylemleri ve Mehdi Ordusu ile bilinen bir isim. Ancak son yıllarda daha milliyetçi bir çizgi izleyerek İran'ın ülke üzerindeki nüfuzuna karşı çıkıyor. Sadr, Irak'taki tüm silahlı gruplara devletin silah tekeline saygı duymaları ve iç siyasete müdahale etmemeleri yönünde çağrıda bulunmuş, bu tutumunu son açıklamasında da sürdürdü. Bu bağlamda Sadr'ın, İran destekli grupların bölgesel çatışmayı Irak'a taşıma riskine karşı, ülkenin bağımsızlığını ve egemenliğini ön plana çıkardığı değerlendiriliyor.
Irak hükümeti ise bu saldırıların kendi topraklarından yapıldığını kabul etmekle birlikte, ülkenin çatışmanın tarafı olmadığını savunuyor. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, ABD ile koalisyon güçlerinin çekilmesi konusunda müzakereleri sürdürürken, İran destekli grupların eylemleri hükümeti zor durumda bırakıyor. Sadr'ın bu çıkışı, hükümetin üzerindeki baskıyı artırarak, grupların eylemlerine karşı daha net bir tutum almasını teşvik edebilir.
Bölgesel ve küresel boyut
Sadr'ın çağrısı, yalnızca Irak iç siyaseti için değil, bölgesel denklem açısından da önem taşıyor. İran destekli grupların Irak'tan yürüttüğü saldırılar, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını ve İsrail'e olan desteğini etkileme amacını taşıyor. Ancak bu durum, Irak'ın zaten kırılgan olan istikrarını tehdit ediyor. Sadr'ın açıklamaları, Irak'ın iç savaş sonrası toparlanma sürecinin daha da yıpranmaması için bir müdahale olarak görülüyor.
Bölgede patlak veren İsrail-Hamas savaşı ve ardından Hizbullah'ın kuzeyden açtığı cephe, geniş çaplı bir çatışmaya dönüşme riski taşıyor. Irak'taki grupların bu çatışmalara katılması, ABD ve İran arasında doğrudan bir çatışma ihtimalini artırabilir. Sadr, geçmişte bölgesel aktörlerin Irak'ı kendi çıkarları için kullanmaması gerektiğini dile getirmiş, bu düşüncesini bu kez daha güçlü ifadelerle ortaya koymuş durumda.
Öte yandan Sadr'ın etkisi ve popülaritesi, Irak'ın güneyindeki Şii nüfus tarafından desteklenmesine dayanıyor. Bu kesim, İran'ın müdahalelerinden ve ekonomik sıkıntılardan bunalmış durumda. Sadr'ın bu çıkışı, hem siyasi hem de toplumsal tabanını harekete geçirerek, Irak'ın dış politika önceliklerini şekillendirme amacı taşıyor. Bu nedenle Sadr'ın açıklamaları, yalnızca bir tavsiye değil, aynı zamanda İran karşıtlığını merkeze alan bir siyasi hamle olarak da değerlendirilebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika öncelikleri açısından da önemli. Türkiye, Irak'ın kuzeyinde PKK ile mücadele ediyor ve toprak bütünlüğünün korunmasından yana. Irak'ın çatışmaya sürüklenmesi, Türkiye'nin sınır güvenliğini ve bölgedeki askeri operasyonlarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca Irak'taki istikrarsızlık, enerji kaynaklarının (Kerkük-Ceyhan boru hattı) güvenliğini tehdit edebilir. Sadr'ın milliyetçi ve savaş karşıtı çıkışı, Türkiye'nin Irak'ın toprak bütünlüğü ilkesiyle örtüşmekte; ancak İran destekli grupların faaliyetleri, bölgedeki güç dengelerini değiştirebilir. Türkiye'nin bu süreçte Irak hükümetiyle diyalogunu güçlendirmesi ve bölgesel istikrarın korunması yönünde adımlar atması beklenir.