Rusya, Ukrayna savaşının başlamasından bu yana ilk parlamento seçimlerini gerçekleştirdi. Ancak seçimlere yalnızca Devlet Başkanı Vladimir Putin'e sadık partilerin katılmasına izin verildi. Muhalefet adaylarının tamamen dışlandığı bu seçimler, uluslararası gözlemciler ve basın tarafından 'demokrasinin vitrini' olarak nitelendiriliyor. Seçim sonuçları, Rusya'nın iç siyasetinde ve küresel dengelerde ne anlama geldiği sorusunu gündeme getiriyor.
Seçimlerin Arka Planı ve Muhalefetin Durumu
Rusya'da 18 Eylül Cuma günü düzenlenen parlamento seçimleri, 2022'de başlayan Ukrayna savaşından bu yana yapılan ilk genel seçim olma özelliği taşıyor. Seçimler, Devlet Duması'nın (alt kanat) yeni üyelerini belirlemek için yapıldı. Ancak seçim süreci baştan itibaren muhalefet için kapalıydı. Putin karşıtı adayların çoğu, ya seçim komisyonu tarafından diskalifiye edildi ya da cezaevinde bulunuyor. Önde gelen muhalefet liderleri Aleksey Navalny ve destekçileri, seçimlere katılamadı. Navalny, 2021'den bu yana cezaevinde ve destekçileri sistematik baskı altında. Seçimlere sadece iktidardaki Birleşik Rusya partisi ve ona bağlı küçük partiler katılabildi. Bu partiler, Kremlin'in politikalarını sorgusuz destekleyen yapılar olarak biliniyor. Seçim kampanyası boyunca bağımsız medya ve gözlemciler engellendi; birçok bağımsız gazeteci ve sivil toplum kuruluşu 'yabancı ajan' ilan edilerek çalışmaları kısıtlandı. Uluslararası gözlemcilerin çoğu seçimleri izlemekten vazgeçti; Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) gözlemcileri davet edilmedi. Bu koşullar altında seçimlerin demokratik meşruiyeti sorgulanıyor. Rusya Merkez Seçim Komisyonu, seçimlere katılımın yüksek olduğunu açıkladı ancak bağımsız kaynaklar bu verileri doğrulayamıyor. Seçim sonuçlarının Putin'in politikalarını onayladığı yönünde bir algı oluşturulmaya çalışılıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Rusya'daki bu seçimler, sadece iç siyaset açısından değil, Ukrayna savaşı ve Batı ile ilişkiler bağlamında da kritik. Savaşın devam ettiği bir ortamda yapılan seçimler, Putin'in içerde kontrolü elinde tuttuğunu gösterme çabası olarak yorumlanıyor. Batılı ülkeler, seçimleri büyük olasılıkla tanımayacak ve meşruiyetini sorgulayacak. Avrupa Birliği ve ABD, seçim sürecindeki baskıları kınayarak yaptırımları sürdüreceklerini açıkladı. Seçimlerin sonucu, Rusya'nın Ukrayna'daki savaş politikasını değiştirmeyeceği gibi, Batı ile artan gerilimi de yansıtıyor. Öte yandan, Rusya'nın müttefikleri olan Çin ve İran gibi ülkeler seçimleri tanıyabilir ve Putin'e destek mesajları verebilir. Seçimler, Rusya'nın uluslararası izolasyonunu derinleştirebilir. Ayrıca, seçim sürecinde yaşanan baskılar, Rusya'nın insan hakları sicilini daha da kötüleştiriyor. Ülke içinde artan ekonomik zorluklar ve savaşın getirdiği yük, halkın bir kısmında hoşnutsuzluk yaratabilir ancak muhalefetin susturulması nedeniyle bu hoşnutsuzluk siyasi bir harekete dönüşemiyor. Seçimler, otoriter rejimlerin nasıl seçim yoluyla meşruiyet aradığının çarpıcı bir örneği olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Rusya ile karmaşık bir ilişki ağına sahip: enerji bağımlılığı, turizm, ticaret ve Suriye, Libya gibi bölgesel konularda işbirliği sürüyor. Rusya'daki seçimlerin sonucu, Türkiye'nin Moskova ile yürüttüğü diyaloğu doğrudan etkilemeyecek gibi görünüyor; zira Putin'in gücünü pekiştirmesi, Ankara'nın bildiği bir denklem. Ancak seçimlerin demokratik meşruiyetten yoksun olması, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde bir denge unsuru olarak kullanılabilir. Türkiye, Rusya ile işbirliğini sürdürürken, Batı'nın Rusya'ya yönelik yaptırımlarına da dikkat etmek zorunda. Önümüzdeki dönemde, Rusya'nın iç istikrarı ve savaşın seyri, Türkiye'nin enerji güvenliği ve bölgesel çıkarları açısından belirleyici olacak. Seçimler, Rusya'nın uzun vadeli istikrarı hakkında soru işaretleri yaratıyor.