Rusya'nın okyanus altındaki faaliyetleri, bilimsel araştırma ile sabotaj arasındaki çizgiyi giderek bulanıklaştırıyor. 2025 yılında Nurlan Aliyev, "Rusya'nın 'Araştırma' Filosunun Kargaşası" başlıklı yazısında NATO'nun kritik deniz altı altyapısını Rus sabotaj girişimlerine karşı korumak için kararlı adımlar atması gerektiğini savunmuştu. Aradan geçen bir yılın ardından Aliyev, konuya ilişkin argümanlarını yeniden değerlendirdi.
Rus Deniz Altı Faaliyetlerinin Arka Planı
Rusya'nın deniz altı programları, Soğuk Savaş döneminden bu yana hem bilimsel hem de askeri amaçlar taşıyor. Özellikle Kuzey Filosu bünyesindeki araştırma gemileri, son yıllarda Atlas Okyanusu, Akdeniz ve Baltık Denizi'nde artan bir varlık gösteriyor. Bu gemilerin bir kısmı sismik araştırma, oşinografi ve haritalama gibi meşru bilimsel görevler yürütürken, bir kısmının deniz altı kablolarına ve boru hatlarına yönelik keşif ve müdahale kapasitesine sahip olduğu değerlendiriliyor.
NATO ve Batılı istihbarat kaynakları, Rusya'nın özellikle "Konsul" sınıfı ve "Yantar" gibi gemilerle kritik altyapıya yönelik potansiyel sabotaj hazırlıkları yaptığını öne sürüyor. Bu gemiler, insansız su altı araçları (UUV) ve derin dalış kapasitesiyle donatılmış durumda. 2024 yılında Baltık Denizi'nde meydana gelen ve Rusya'nın karıştığı iddia edilen kablo kesintileri, bu endişeleri daha da artırdı.
Aliyev'in analizine göre, Rusya'nın bu faaliyetleri "gri bölge" taktikleri olarak sınıflandırılıyor. Yani açık bir askeri saldırı niteliği taşımayan, ancak caydırıcılık ve istikrarı bozmaya yönelik eylemler. Bu taktikler, NATO'nun kolektif savunma mekanizmasını (5. Madde) devreye sokmadan zarar vermeyi amaçlıyor. Aliyev, bir yıl sonra yaptığı değerlendirmede, NATO'nun bu tehdide karşı hukuki ve askeri açıdan daha etkin bir çerçeve geliştirmesi gerektiğini vurguluyor.
Küresel ve Bölgesel Yansımalar
Deniz altı altyapısı, küresel internet trafiğinin %95'inden fazlasını taşıyan fiber optik kablolar ve enerji boru hatlarından oluşuyor. Bu altyapıya yönelik herhangi bir sabotaj, ekonomik ve güvenlik açısından yıkıcı sonuçlar doğurabilir. NATO, 2023 yılında "Deniz Altı Altyapısını Koruma Koordinasyon Hücresi" adıyla yeni bir birim kurmuş ve üye ülkeler arasında işbirliğini artırmıştı. Ancak Aliyev'e göre, bu çabalar henüz yeterli değil.
Rusya'nın deniz altı faaliyetleri sadece NATO için değil, aynı zamanda küresel ticaret ve enerji güvenliği için de risk oluşturuyor. Özellikle Kuzey Denizi ve Baltık'taki enerji altyapısı, Avrupa'nın enerji arz güvenliği açısından kritik öneme sahip. 2022'deki Nord Stream patlamaları, bu tür altyapıların ne kadar savunmasız olduğunu gösterdi. Olayın faili henüz kesin olarak belirlenemese de, Rusya'nın bu tür eylemlere yatkın olduğu yönünde güçlü şüpheler var.
Aliyev, Rusya'nın deniz altı yeteneklerini geliştirmeye devam ettiğini ve bunun bir "asimetrik tehdit" olarak görülmesi gerektiğini belirtiyor. Batı'nın, Rus gemilerinin hareketlerini daha yakından izlemesi, kritik altyapıyı fiziksel olarak güçlendirmesi ve saldırılara karşı caydırıcılık için açık bir strateji benimsemesi gerekiyor. Aksi halde, bu tür "gri bölge" saldırıları artarak devam edebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Karadeniz ve Akdeniz'deki deniz altı altyapısı ve enerji projeleriyle (TürkAkım, Mavi Akım) Rusya'nın deniz altı faaliyetlerinden doğrudan etkilenebilecek konumda. Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye'ye Boğazlar üzerinde önemli bir kontrol yetkisi verse de, Rusya'nın Akdeniz'deki araştırma gemileri ve olası sabotaj kapasitesi, Türkiye'nin enerji güvenliği ve NATO içindeki rolü açısından dikkatle izlenmeli. NATO'nun deniz altı altyapısını koruma çabalarına Türkiye'nin aktif katılımı, hem bölgesel istikrar hem de ittifak içindeki konumunu güçlendirebilir.