Rusya, son on yılın büyük bölümünde nüfus kaybı yaşarken, Kremlin doğum oranını artırmak için geleneksel aile değerlerini bir propaganda aracına dönüştürdü. Devlet destekli medyada aile, vatanseverlik ve dini motifler öne çıkarılırken, çocuk sahibi olmayanlara yönelik vergi ve sosyal yardım kesintileri gibi yeni politikalar tartışılıyor. Uzmanlar, bu yaklaşımın demografik krizi çözmekten uzak olduğunu ve baskıcı bir toplumsal atmosfer yarattığını belirtiyor.
Gelişmenin arka planı
Rusya'nın nüfusu, 1990'lardaki çöküşün ardından 2000'lerde kısmen toparlanmıştı. Ancak 2010'ların ortasından itibaren doğum oranı yeniden düşüşe geçti. 2020'de COVID-19 salgını ve artan ölümlerle birlikte nüfus 146 milyonun altına indi. 2023 verilerine göre, kadın başına düşen çocuk sayısı 1,5'in altında seyrediyor; bu, nüfusun yenilenmesi için gereken 2,1 seviyesinin oldukça gerisinde.
Kremlin, bu durumu ulusal güvenlik meselesi olarak görüyor. Ukrayna savaşının asker kayıpları ve göç dalgası, demografik baskıyı daha da artırdı. Putin yönetimi, 2024 yılında 'büyük aileler yılı' ilan ederek çeşitli teşvikler açıkladı: üç çocuklu ailelere ipotek desteği, düşük faizli konut kredileri ve doğum yardımları. Ancak asıl dikkat çeken, ideolojik boyut oldu.
Rus Ortodoks Kilisesi'nin de desteğiyle 'geleneksel değerler' vurgusu giderek sertleşiyor. Devlet televizyonu, çocuksuz çiftleri 'benmerkezci' ve 'vatanseverlikten yoksun' olarak tanımlıyor. LGBT karşıtı söylem, göçmen karşıtı politikalarla birleşiyor. Rus hükümeti, 2022'de 'uluslararası LGBT hareketini' aşırılıkçı örgüt ilan etmişti.
Bölgesel veya küresel boyut
Rusya'nın demografik krizi, sadece iç sorun değil, aynı zamanda küresel bir güç mücadelesinin de parçası. Nüfus azalması, Rus ordusunun insan kaynağı kapasitesini sınırlıyor. Ekonomik büyüme potansiyelini düşürüyor. Ukrayna savaşında her iki tarafta da ağır kayıplar yaşanıyor; Rusya'nın savaş alanındaki zorlukları, demografik yapısızlığını daha görünür kılıyor.
Orta Asya ülkelerinden gelen işçi göçü geçici bir çözüm sunarken, Kremlin kültürel çatışmaları körükleyen politikalar izliyor. Diğer yandan, Rus hükümetinin baskıcı aile politikaları, özellikle eğitimli ve kentli kesimde ters tepebilir. Bu grup, çocuk sahibi olmayı giderek daha pahalı ve zor buluyor.
Çin ve Japonya gibi diğer düşük doğum oranına sahip ülkeler de benzer endişeler taşıyor. Ancak Rusya, doğurganlık oranını artırmak için en sert ideolojik kampanyalardan birini yürütüyor. Ancak uzmanlar, bu kampanyanın, ailelere yeterli ekonomik destek ve çalışma koşulları sağlanmadığı sürece sonuç vermeyeceğini söylüyor.
Bu arada, Rusya'da 2024 yazında yapılan bir anket, 18-35 yaş arası kadınların yüzde 40'ının çocuk sahibi olmak istemediğini veya ertelediğini gösterdi. Bu oran, beş yıl öncesine göre iki kat artmış durumda. Hükümetin teşvikleri, gençlerin geleceğe dair güvensizlik ve ekonomik zorluklarını gidermeye yetmiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Rusya'nın demografik krizi, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Nüfusu azalan bir Rusya, ekonomik iş birliğinde daha az talepkar olabilir; ancak aynı zamanda Askeri kapasitesi zayıflayabilir. Türkiye, Orta Asya ve Kafkaslar'da Rusya'ya karşı nüfuz alanı genişletebilir. Öte yandan, Rusya'nın 'geleneksel değerler' söylemi, Türkiye'deki muhafazakar çevrelerde yankı bulabilir. Bu, Ankara'nın Avrupa ile ilişkilerinde hassas bir denge unsuru olabilir. Türkiye'nin kendi demografik politikaları da benzer zorluklarla karşı karşıya olduğundan, Rusya örneğindeki başarısız uygulamalardan ders çıkarılabilir.