Rusya ve Çin, resmi olarak müttefik olmasalar da, son yıllarda ilişkilerini önemli ölçüde derinleştirdi. İki ülke, 2019'dan bu yana “yeni bir dönem için kapsamlı stratejik koordinasyon ortakları” olarak tanımlanıyor ve uluslararası arenada Batı egemenliğine karşı koyma hedefini sıkça paylaşıyor. Ancak bu ortaklığın ne kadar eşit olduğu, özellikle Rusya'nın Ukrayna savaşı sonrası Çin'e artan bağımlılığı ve Çin'in ekonomik üstünlüğü göz önüne alındığında, ciddi bir soru işareti olarak duruyor.
Stratejik ortaklık: Denklemdeki dengesizlikler
Rusya ve Çin arasındaki ilişkilerin temelinde, ortak bir Batı karşıtlığı ve çok kutuplu bir dünya düzeni vizyonu yatıyor. Her iki ülke de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde sık sık paralel oy kullanıyor, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi platformlarda işbirliğini artırıyor. Ancak bu ortaklık, askeri, ekonomik ve teknolojik boyutlarda farklı güç dengelerine dayanıyor. Çin, Rusya'nın en büyük ticaret ortağı konumunda: İkili ticaret hacmi 2023'te 200 milyar doları aştı. Aynı zamanda Rusya'nın enerji ihracatının önemli bir alıcısı. Rusya ise Çin'e ham petrol, doğal gaz, kömür ve tarım ürünleri satarken, karşılığında Çin'den ileri teknoloji ürünleri, elektronik ve tüketim malları alıyor. Bu ticaret yapısı, Rusya'yı Çin'e bağımlı kılıyor, zira Batı yaptırımları nedeniyle alternatif pazarları sınırlı.
Askeri alanda da eşitsizlik göze çarpıyor. Çin, Rusya'dan S-400 hava savunma sistemleri ve Su-35 savaş uçakları gibi silahlar satın alırken, Rusya'nın Çin'e teknoloji transferi konusunda temkinli olduğu biliniyor. Öte yandan, iki ülke düzenli olarak ortak askeri tatbikatlar düzenliyor, ancak bu tatbikatlar genellikle sembolik düzeyde kalıyor. Uzmanlar, Çin'in Rusya'dan askeri açıdan daha kendine yeterli olduğunu ve teknolojide ilerledikçe Rusya'ya olan bağımlılığının azaldığını vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Batı'ya karşı ortak cephe mi?
Rusya-Çin ortaklığının en belirgin yönü, Batı merkezli uluslararası sisteme meydan okumaları. İkili, Ukrayna savaşı ve Tayvan krizi gibi konularda birbirlerine diplomatik destek sağlıyor. Rusya, Çin'in Tayvan üzerindeki iddialarını açıkça desteklerken, Çin de Ukrayna savaşında Rusya'yı kınamaktan kaçınıyor ve Batı yaptırımlarına katılmıyor. Ancak bu işbirliği, iki ülkenin çıkarlarının her zaman örtüştüğü anlamına gelmiyor. Orta Asya'da Çin'in artan ekonomik nüfuzu, Rusya'nın geleneksel etki alanında rekabete yol açabiliyor. Ayrıca, Çin'in Afrika ve Latin Amerika'daki yatırımları, Rusya'nın bu bölgelerdeki faaliyetleriyle zaman zaman çakışıyor.
Küresel ölçekte ise iki ülke, doların hegemonyasını sorgulayan alternatif ödeme sistemleri geliştirmekte ortak hareket ediyor. Ancak Çin'in yuanı uluslararasılaştırma çabası, Rusya'nın rublenin statüsüne tercih ediliyor. Bu durum, Çin'in ekonomik ağırlığının ortaklıkta daha fazla söz sahibi olmasını sağlıyor. Özetle, Rusya-Çin ilişkileri bir ortaklık olarak nitelendirilse de, güç dengesi giderek Çin lehine kayıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem Rusya hem Çin'le dengeli ilişkiler sürdürmeye çalışan bir ülke olarak, bu ortaklıktaki dengesizlikleri yakından izliyor. Rusya'nın Çin'e bağımlılığının artması, Türkiye'nin Moskova karşısındaki elini güçlendirebilir; ancak Çin'in Türkiye'ye yönelik yatırımları ve Kuşak-Yol Projesi kapsamındaki işbirliği, Ankara'nın Beijing'le de yakın temasını gerektiriyor. Bölgesel olarak, Rusya-Çin ortaklığının Orta Asya ve Kafkaslar'da yarattığı güç boşluğu, Türkiye'nin bu bölgelerdeki nüfuzunu artırma çabalarına fırsat sunabilir. Ancak aynı zamanda, iki büyük gücün yakınlaşması, Türkiye'nin NATO içindeki konumunu ve Batı'yla ilişkilerini yeniden değerlendirmesine de neden olabilir. Sonuç olarak, Türkiye için en rasyonel politika, bu ittifakta taraf olmaktan kaçınarak, her iki ülkeyle de işbirliğini sürdürmek olacaktır.